<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626</id><updated>2011-11-27T16:24:47.828-08:00</updated><category term='Osmanlı Padişahları'/><category term='Bizans Tarihi'/><category term='Genel Kültür'/><category term='Balkanlar Tarihi'/><category term='Şehri İstanbul'/><category term='v'/><category term='Önemli Haberler'/><category term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><category term='Ödevler'/><title type='text'>Tarih ve Kültürel Değerler</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>62</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-9057419222330757538</id><published>2009-11-26T06:23:00.001-08:00</published><updated>2009-11-26T06:23:35.729-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='v'/><title type='text'>v</title><content type='html'>&lt;!-- Web.Config Configuration File --&gt;&lt;configuration&gt;    &lt;system.web&gt;        &lt;customerrors mode="Off"&gt;    &lt;/system.web&gt;&lt;/configuration&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-9057419222330757538?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/9057419222330757538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=9057419222330757538&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/9057419222330757538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/9057419222330757538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2009/11/v.html' title='v'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-3903375068605086074</id><published>2009-05-31T03:51:00.001-07:00</published><updated>2009-05-31T04:00:02.670-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ödevler'/><title type='text'>İSLAM TOPLULUMUNDA YAŞAYAN GAYR-İ MÜSLİMLER</title><content type='html'>İnsanlar inanç bakımından iki gruba ayrılır: Hz. Muhammed'in peygamberlerin sonuncusu ve bütün insanlığın peygamberi olduğuna inananlar bunlara Müslüman denir. Hz. Muhammed'in peygamberliğine inanmayan kimselere de gayr-i müslim denilir. Bu tanıma göre ehl-i kitap olanlar (yahudiler ve hristiyanlar), mecusiler, dehriler, sâbiîler, mürtedler, müşrikle gayri-i müslim sınıfına girmektedirler.İslâm ülkesinde bulunan gayr-i müslimlerle müslümanlar arasında birçok münâsebetler vardır. Bunlar iki grupta ele alınabilir: Zımmîler: Zımmî kelimesi, zimmet kökünden türemiştir. Sözleşme, antlaşma anlamlarına gelir. Istılahta ise; antlaşma sonucu sürekli olarak İslâm ülkelerinde ikamet etme hakkına sahip olanlara zımmî; müslümanlarla gayr-i müslimler arasında yapılan bu sözleşmeye de zimmet akdi denilir.Mekke'nin fethinden önce yapılan akidler sürekli olmamıştır. Yahudilerle ve Mekke müşrikleri arasında yapılan sözleşmeleri örnek olarak gösterebiliriz. Bu sözleşmeler belirli bir müddet sonra sona ermiştir. Ancak, Mekke'nin fethinden sonra nâzil olan "Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulumün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyen kimselerle, küçülüp boyun eğerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın"  (et- Tevbe: 9/29) ayetiyle gayr-i müslimlerden cizye alınmasına işaret edilmiştir. Dolayısıyla zimmet akitleri Mekke'nin fethinden sonra yapılmıştır.Gayr-i 'müslimlerden bazılarıyla zimmet akdi yapılamaz; mürtedlerle bu akdin yapılması mümkün değildir. Hanefi fukahâsı putperest Araplarla bu akdin yapılamayacağı görüşündedir. İmam Şâfiî ve İmam Hanbel'e göre ehl-i kitap ve mecusiler dışındaki gayr-i müslimlerle bu akit yapılamaz. Evzâî ve İmam Mâlik'e göre bütün gayr-i müslimlerle bu akit yapılır.&lt;br /&gt;Gayr-i müslimler şu yollardan biriyle İslâm tebaasına girer ve zımmî olurlar: İzinle İslam ülkesine girdikten sonra bu ülkeden haraç arazisi satın alanlar ve bu araziyi işletenler; ikamet izni bittiği halde ülkeyi terketmeyenler; evlenerek erkeğin tebaasına katılan kadın (Kadın, ikamet vb. konularda kocasına bağlı olur). Cizye vermeyi kabullenen fethedilen ülke halkı.İslâm ülkesi tebaasına giren bir zımmînin tebaalığını kaybetmesi için şu suçları işlemesi gerekmektedir: Müslüman bir kadınla zinâ  etmek;  müslümanlara  savaş  açmak;  müslümanların inançlarını ifsat etmeye kalkışmak; devlet düzenine karşı çıkmak; cizye vermemek.Zımmîler devlet  başkanı, ordu  komutanı  ve hâkim olamazlar. Çünkü bu görevler doğrudan doğruya müslümanlarla  ilgilidir. Dünyevî işlerde zımmîlerden bildikleri konularda yararlanılabilir.İslâm tebaasına giren Zimmîlere seyahat, ikamet, din ve vicdan hürriyetiyle  birlikte  eğitim,  çalışma,  sosyal  ve  kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı da verilmiştir.Zımmîlerin İslâm devletine karşı bazı yükümlülükleri vardır; bunlar, mali ve diğer yükümlülükler olmak üzere ikiye ayrılır. Malî yükümlülüklerin başında cizye gelmektedir. Cizye almak nassla sabittir (et-Tevbe, 9/29). Peygamberimiz (s.a.s.) düşmanla karşılaşan ordu komutanlarından şu üç emrin yerine getirilmesini ister: İslâm'a  davet  etmek, cizye  istemek, savaşmak . Her zımmîden cizye alınmaz; bunun belirli şartları vardır: Cizye, ergenlik çağına gelmiş erkeklerden alınır. Kadınlar ve köleler cizye ödemezler.  Kör,  kötürüm,  yoksul  ve çalışamayanlardan Şafiîlere göre cizye alınır, diğer mezheplere göre cizye alınmaz. Bazı mezheplere göre, gayr-i müslimlerin din adamlarından, çalışamayacak durumdaki çiftçilerden de cizye alınmaz.Harac ise ictihad yoluyla alınan bir vergidir. Bir tür vergi bazan arttırılabilir, bazan da azalır.&lt;br /&gt;Devletlerarası ticaretlerden alınan vergiye de "uşür" adı verilir.Gayr-i müslimler, müslümanları kendi dinlerine davet edemezler; müslümanları küçük düşürücü davranışlarda bulunamazlar; kılık ve kıyafetleri yönüyle müslümanları taklid edemezler; yasaklanan fiilleri işleyemezler; haram olan şeyleri müslümanlara satamazlar.Müslümanlarla ilişki içinde bulunan gayr-i müslimlerin diğer bir grubuna da "müste'men" adı verilir; "güven içinde  olan,  emân  verilen,  güvenliğe  kavuşan" anlamlarını ifade eder. Terim olarak anlamı; belirli bir süre için İslâm ülkesine girmek ve orada emin olarak kalabilmek için  kendisine izin verilmiş olan gayr-i müslime bu ad verilir.Kuran'da "Eğer müşriklerden biri emân dileyip yanına gelmek isterse, onu yanına al ki, Allah'ın sözünü işitsin; sonra onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır" (et-Tevbe, 9/6) ayeti bu konuya delil teşkil etmektedir.Müste'menler dört sınıfa ayrılmaktadırlar: Elçiler, tüccarlar, ilim tahsilinde bulunanlar, ziyaret ve gezmek amacıyla gelenler.Emânın nasıl, kimlere ve kimler tarafından verildiğini şöylece özetleriz:1- Özel emân: Bir kişiye veya küçük bir gruba verilen emândır. Bu emânı, büluğ çağına gelen herkes verebilir: Hanefilere göre bu emânı müslümanlarla aynı safta savaşan zımmîler bile verebilir. .2- Genel emân: Büyük bir topluluğa, yerleşim bölgesine verilen emândır. Hanefilere ve Şâfiîlere göre bunu ancak devlet başkanları verebilir.3- Örf ve âdete göre verilen emân: Bunlar,  kendilerine emân verilmediği halde emân verilmiş olanlardır. Yanlarında bulunan mektuplar, ticaret mallan müste'men sayılmasına delâlet eder. Bunlar; elçiler ve tüccarlardır.4- Antlaşmadan doğan emân: Antlaşma yoluyla elde edilen emândır.5- Yakınlık yoluyla emân: Bir şahsa verilen emân onun çocuklarını da içine alır.Emânın sona ermesi müste'menin İslâm ülkesinden çıkıp harp ülkesine girmesiyle başlar. Bunlar İslâm ülkesinin vatandaşı değildir.Hanefîlere göre, müste'menlere Allah hakkından ve kamu haklarından dolayı ceza verilmez. Hırsızlık, soygun gibi. İmâm Şâfiî'ye göre ise ceza verilir.Müslümanların veya gayr-i müslimlerin hayata karşı işledikleri suçlarda suç işleyenin durumu göz önüne alınır. Suçu işleyenin kimliğine göre farklı cezalar uygulanabilir. Bir müslümanla bir gayr-i müslim, veya bir mürted aynı cezaya çarptırılmaz. Bazı hukukî farklılıklar ortaya çıkar; ama hiçbir zaman gayr-i müslime haksızlık yapılmaz.Evliliklerde din olgusu önemli bir meseledir. Müslüman bir erkeğin ehl-i kitap bir kadınla evlenmesinde sakınca yoktur (el-Mâide, 5/5). Müslüman bir erkek müşrik kadınla evlenemez. İmanlı bir cariye müşrik kadına tercih edilmektedir (el-Bakara, 2/221). Müslüman kadın müşrikle evlenemez (el-Bakara, 2/221). Ailede etkin kişinin erkek olduğu düşünüldüğünde müslüman bir kadının ehl-i kitaptan bir erkekle evlenmesine izin verilmemiştir. Gayr-i müslimlerin kendi aralarındaki evlilikleri mûteber kabul edilmiştir. Bunların kendi aralarında belirlemiş oldukları mehirler mûteberdir, geçerlidir. Müslüman erkekle evlenmiş olan gayr-i müslim kadın, kocasından boşandığı zaman müslüman kadının iddetine tabidir. Müslüman bir erkekten boşanan müslüman bir kadın kocasından nasıl nafaka alıyorsa, gayr-i müslim bir kadın da müslüman bir erkekten ayrıldığı zaman müslüman kadın gibi, nafaka alır.Gayr-i Müslimlerin yiyecekleri Müslümanlar için helâldir. Kuran'da, "Kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir" (el-Macide, 5/5) buyrulmaktadır. Gayr-i Müslimlerle insanî ilişkiler sürdürülür; hastaları ziyaret edilir, hediyeleşilir, selamlaşılır; dünyevî konulardaki bilgi ve becerilerinden yararlanılır komşuluk münasebetleri sürdürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜSLÜMANLARIN   BATIYLA  HRİSTİYANLARLA KARŞILAŞMASI VE MEDENİYETLERE ARASINDAKİ ETKİLEŞİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam Medeniyetinin batı medeniyetiyle ilk karşılaşması, tercümeler asrı ve bunun sonrasında gelişen Endülüs Medeniyetinin ortaya çıkışıydı. Tercümeler asrında(miladi 9. yüzyıl), eski Yunan metinleri bir bir Arapçaya tercüme ediliyor ve İslam Dünyası eski Yunan metinleriyle yüzyüze geliyordu. Emevi Halifesi Me’mun döneminde, devlet eliyle Sokrat, Eflatun ve Aristo başta olmak üzere, eski Yunan filozoflarının bir çok eseri Arapça’ya tercüme edilmiştir. Eski Yunan eserlerinin tercüme edilmesinin, biri İslam medeniyetine, diğeri Eski Yunan metinlerine ait iki sonucu olmuştur:&lt;br /&gt;Birincisi, İslam medeniyetinde var olan mutezile akımı güçlenerek, içeride bulamadığı fikri desteği dışarıdan gelen takviye ile bulmuştur. Böylece mutezile düşüncesi, önceleri islami kaynakları anlama çabası iken, tercümelerden sonra felsefi bir mecraya dönüşmüştür. Bir çok mitolojiyi de içinde barındırdığından dolayı Yunan felsefesi, özelde mutezileyi genelde de İslam düşüncesini derin bir şekilde etkilenmiştir. İslam aklı da bu dönüşümden nasibini alarak durağanlaşmış ve taklid dönemi başlamıştır.&lt;br /&gt;İkincisi, tercümelerden sonraki eski Yunan eserleri de değişime uğramış, ve eski metinler İslami bir cilayla parlatılmıştır. Bir tür bilginin islamileştirilmesi(doğruluğu tartışılmalı) gibi bir muameleye tabi tutulan Eski Yunan metinleri, müslümanca bir okumaya tabi tutulmuştur. Dolayısıyla eski eserler, saf halini muhafaza edememiş, Müslümanların tercümesiyle batıya sunulmuştur. Daha sonraları ortaya çıkan Rönesans hareketlerine ve günümüzdeki batı medeniyetinin inşasına, işte bu eserlerin tercüme edilmesinin etkisi göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla bu günkü batı medeniyetinde, sırf eski Yunan medeniyetinin saf ve yeni bir versiyonu diye bakmamak gerekiyor. Çok baskın olmasa da içinde vahyin unsurlarını barındıran bir niteliğin varlığını gözlemliyoruz. Tercümelerden sonra, İslam ordularının İspanya kapılarına dayanması ve Müslümanların Avrupa ile fiziki olarak teması Endülüs İslam medeniyetini doğurmuştur. Bu medeniyetin doğuş sürecinde, Müslümanlar İspanyaya taşınmış, mahalle mahalle, sokak sokak hristiyan batı kültürüne komşu olmuşlardır. Aynı şehirde birlikte yaşayan Müslim ve gayr-i Müslim topluluğun hayat tarzı, gündelik hayatta sık sık, yan yana, karşı karşıya, kimi zaman uzlaşarak, kimi zaman tartışarak ve çarpışarak karşılaşmıştır. Müslümanlar kendi hayat tarzlarını, gayr-i Müslimler de kendi hayat tarzlarını yaşamış, tartışmış ve ortaya Endülüs İslam Medeniyeti çıkmıştır. Böylece, kendinden emin olan Müslümanlar, batıyla yüz yüze gelmekten çekinmemiş ve kendi orijinal hayat tarzını yaşayarak bir medeniyetin doğmasına yol açmıştır.&lt;br /&gt;İslam medeniyetinin batıyla bir diğer karşılaşması, haçlı ordularının Müslümanların topraklarına girişi ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlardır. Gerek Selçuklu döneminde gerekse Osmanlı döneminde, Haçlı ordularını, memleketlerine geri döndüğünde sadece Müslümanların barbar olmadığını anlamadılar. Aynı zamanda, kendi hayat standartlarının çok ötesinde bir medeniyetin var olduğunu ve bu medeniyetin vahye dayalı kaynaklarını da öğrendiler.&lt;br /&gt;İslam medeniyetinin batıyla dördüncü karşılaşması, Osmanlı döneminde olmuştur. Rumelide fetihlere başlayan Osmanlı orduları, fethettikleri yerlere önemli ölçüde Müslüman bir nufusu yerleştirerek, fethedilen bölge nufusunun islamileştirilmesini politika olarak benimsemişlerdir. Bu politikanın jenosidden ve asimilasyondan çok açık bir farkı vardır. Jenosid ve asimilasyonda, istila eden güç, istila edilen bölgedeki nufusu zorunlu bir göçe tabi tutup, ya da etnik temizlik adına idam vs. gibi yollara tevessül etmektedir. Osmanlı politikasında ise, yerleşilen bölgedeki insanların dini ve etnik olarak baskı görmesi bir yana, özellikle korunduğunu görmekteyiz. Sadece Anadolu’da yaşayan, Müslüman aileler, Rumeline göç ettirilerek, gayr-i Müslim nufusun içerisinde ikamete teşvik edilmiştir. Böylece, aile yapısı, ticari hayat, şehir kültürü gibi alt unsurları içinde bulunduran İslami kültür ve medeniyet yapısı, batı medeniyetiyle aynı coğrafyada, aynı ortamda buluşmuştur. Sonuçta iki medeniyet etkileşim içine girmiş ve Müslümanlar, batıdan bir çok şey öğrendiği gibi, Avrupa da islami birikimden çok şey öğrenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak şunları söyleyebilirim:   Günümüzde İslam medeniyetinin batıyla yeni bir karşılaşmasına şahit oluyoruz. Avrupa Birliği projesi bu gün yeni bir safhaya girmiştir. Nufusunun çoğu Müslüman bir ülkeyi içine almaya çabaları sadece Türkiye ile Avrupa ülkelerinin arasında cerayan etmiyor. Bu aynı zamanda iki medeniyetin de bir araya gelme çabası olarak anlaşılmalı. Bir tarafında eski Yunan birikimini içinde barındıran ve hristiyan bir nufusa sahip olan bir Avrupa, diğer yandan yüzyılların dini ve kültürel birikimine sahip bir Türkiye olunca işin rengi değişiyor.&lt;br /&gt;Türkiye coğrafyası, bulunduğu konum itibariyle İslam ülkelerinin bir parçası ve Asya’nın bir parçası olması sebebiyle, Avrupa ülkeleri, kendi medeniyetlerinin dışında, dini, sosyal ve güçlü bir medeniyetle karşı karşıya gelmektedirler. Bu yeni medeniyet, hem kendi içlerine girmekte ve ‘içeri’den iş görmekte; hem de coğrafi olarak, İslam dünyasına sınır olacak bir Avrupa’nın, Müslüman ülkelere komşu olmasından dolayı, komşuluk ilişkileri itibariyle bir kültürel ve dini bir karşılaşma olmakta ve ‘dışarı’dan iş görmektedir.   Her ne kadar geçen yüzyılın ortalarından başlayarak gittikçe artan bir biçimde İslam coğrafyasından çeşitli nedenlerle Avrupa’ya göç edenler, kendi inanç ve kültürünü Avrupa’ya taşıyarak, iki farklı inanç gruplarının karşılaşmasına yol açmışlarsa da bu yeni durum biraz daha farklıdır. Şimdi daha güçlü bir karşılaşma söz konusudur. Her iki ülke halklarının, kültürel, dini ve ahlaki temasları söz konusudur.&lt;br /&gt;İslam tarih ve düşünce yapısına baktığımızda bu tür karşılaşmaların bir çok örneğini görmekteyiz. Ve bu tür karşılaşmalardan İslam dünyası, çoğu zaman kazançlı çıkmıştır. Öyle ise, bu tür karşılaşmalardan, bırakınız bir müslümanın korkmasını, bilakis bu tür karşılaşmaları tercih etmesini beklemek, tebliğle görevli her müslümanın yapması gereken bir davranış olarak görmek yanlış olmaz. Karşılaşmaktan korkanlar, kendi zayıf inançlarından korkmalı. Zira zayıf inançlar, bir başka kültürle karşılaşsa da karşılaşmasa da zayftır ve çoğu zaman kaybolma tehlikesiyle maluldür. Yapılması gereken batıyla yüzleşmekten korkmak değil, bilakis batıyla fikri ve dini bir mücadele ortamına girmektir. Zira hak, batılla karşılaştırıldığında kıymeti ortaya çıkar ve anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;____________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BARKAN, Ö . L ÖŞÜR, İA, 482-488&lt;br /&gt;ERKAL,  M. CİZYE, DİA. 42-48&lt;br /&gt;KALLEK, C, HARAC, DİA, 71-90&lt;br /&gt;Mesud Sabri, Kahire Üniversitesinde Daru’l-Ulum’da araştırma görevlisidir ve &lt;a href="http://www.islamonline.net/"&gt;www.islamonline.net&lt;/a&gt; sitesinin (Arapça) editörlüğünü yapmaktadır.Çev: Barış Hoyraz&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.diyanet.gov.tr/"&gt;http://www.diyanet.gov.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.endulus.net/"&gt;http://www.endulus.net&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İslam Ansiklopedisi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-3903375068605086074?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/3903375068605086074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=3903375068605086074&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3903375068605086074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3903375068605086074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2009/05/islam-toplulumunda-yasayan-gayr-i.html' title='İSLAM TOPLULUMUNDA YAŞAYAN GAYR-İ MÜSLİMLER'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8415177012695343756</id><published>2008-12-05T08:04:00.000-08:00</published><updated>2008-12-05T08:11:54.691-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Divan-ı Hümayun</title><content type='html'>Padişahın elinde bulundurduğu yasama, yürütme ve yargı güçlerinin uygulanabilmesi için, yönetim merkezinde bir Divan oluşturulmuştur. Divan geleneği Orta Doğu ülkelerinde Sasanilerden bu yana görülmektedir. Sasani kaynaklı bu merkez yönetim birimini, çeşitli İslam Devletlerinden sonra Türkler de kabul etmiştir. Osmanlılar, Divan teşkilatını Selçuklulardan alıp uygulamışlardır.&lt;br /&gt;Osmanlılar, divana Divan-ı Humayun adını vermişlerdir. Divan, padişahın tekelinde bulunan yasama, yürütme ve yargı güçlerinin uygulama aracıdır. Yargı ve yönetim(yürütme) de en üst kurumdur. Divan-ı Humayun’a bu görevlerin yüklenmesi, merkezi yönetim anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan, Osmanlı yönetiminde divanın büyük önemi vardır. Ülkenin en uzak köşesindeki reaya da divana ulaşabilmektedir. Halk, şikayetini bizzat veya bölgesinin kadısı aracılığıyla yapabilmektedir. Haksızlığa uğrayan, zulüm gören, mahalli adli teşkilat tarafından aleyhine karar verilen hangi, din ve ırka mensup olursa olsun herkes hakkını buradan arayabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;a). Kuruluşu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Osmanlı Devleti’nin kuluşuş döneminde divan, padişahın başkanlığında toplanırdı. Fatih Sultan Mehmedin çıkardığı bir kanunnameyle (1475) padişahlar, başkanlık etmekten çekildiler.Yerlerine sadrazamnlar başkanlık etmeye başladılar. Divanda şu üyeler yer alırdı:&lt;br /&gt;-Kubbealtı vezirleri: Birinci Veizr sadrazam olmak üzere rütbelerine göre sıralanırdılar. 5-8 Veizrden meydana gelirdi.&lt;br /&gt;-Nişancı&lt;br /&gt;-Kazaskerler&lt;br /&gt;-Kaptan-ı Derya: (Vezir rütbesi olan ve toplantı sırasında merkezde bulunan kaptan paşa).&lt;br /&gt;-Yeniçeri ağası&lt;br /&gt;-Defterdarlar&lt;br /&gt;-Sadaret Kethüdası (İçişleri Bakanı)&lt;br /&gt;-Reisülküttap&lt;br /&gt;Divan üyeleri, kanun gereği oturarak konulan müzakere ederlerdi. Teknik ve birokratik hizmetleri görenler ayakta beklemek mecburiyetindeydi. Divan-ı Humayün üyeleri düşüncelerini, serbestçe belirtirlerdi. Dış politika gibi öbemli kararlar, Padişah’ın onayından sonra yürürlüğe girerdi. Diğer kararlar divanın kararı ile kesinleşirdi. Bu durumda divan, Padişah’ın yetkisinde bulunan yasama, yürütme ve yargı işlerinden en yetkili ikinci devlet organı olmaktadır. Çok önemli ve acele konularda divan padişahın başkanlığında toplanırdı. Padişahın huzurunda oturulmayacağı için divan üyeleri ayakta müzakereye katıldığından bu divana Ayak Divanı adı verilmiştir. Divan-ı Humayün’da, devletin üç kuvvetinin bir denge meydana getirecek şekilde temsil ettirildiği görülmektedir. Seyfiye, ilmiye ve kalemiye sınıflarının divanda temsil şekli divanın yapısını meydana getirir. Söz konusu sınıfların arasında yatay geçiş yapmak praktikte imkansız gibiydi. Çünkü, her sınıf ayrı amaca göre yetiştirilmiş, o alan için gereken bilgi ve tecrübe ile donatılmıştı. Seyfiye sınıfı için liyakat esastı. Türkçe bilimleri yeterliydi. Öğrenim durumları okadar önemli görülmezdi. Fakat, diğer kollar için öğrenim ve yabancı dil ( Arapça, Farsça) mutlaka aranırdı. Öğrenimi olmayan sadrazam olabilir, fakat medresenin yüksek kısmından mezun olmayan en küçük bir kadılığa bile getirilemezdi. İlmiye ve kalemiye sınıfının çoğunluğu Türk asıllıydı. İlmiye sınıfı mensubu yargılanmadan cezaya çarptırılamazdı. Ancak, kul taifesi denen örf mensubu (seyfiye) hakkında, mahkemede yargılanmadan padişah veya onun yetkisini kullananlar tarafından ceza verilebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;b). Yapısı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Seyfiye (Ümera, Ehl-i Örf) Padişahın yürütme gücünün uygulayıcılarıdır. Padişahın yürütme alanı için koyduğu kanunlara örf denildiği için ehl-i örf, kılıç (silah) taşıma yetkisine sahip oldukları için seyfiye, buyurma yetkisi bulunduğu için ümera gibi isimlerle anılmıştır. Bu kolun en büyüğü Vezir-i Azam (Kanuniden itibaren Sadrazam)dı. Seyfiye sınıfını divanda vezirler temsil ederdi. Sadrazam, hem divanda başkanlık ederdi hemde padişahın mutlak vekili idi. Veizr, beylerbeyi, sancak beyi, kapı kulu ve tımarlı sipahiler seyfiye sınıfını meydana getirirdi. Padişahın yürütme gücünü uygulayan seyfiyenin yönetim ve askerlik olmak üzere iki önemli görevi bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Yönetim Görevi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Osmanlı Devleti’nde yönetim görevini üstlenenlere askeri denmiştir. Bunlar, kendilerini temsil eden dşvan üyesinin teklifi ile Divan-ı Humayun tarafından görevlendirildi. Buna berat adı verildi. Beratlı olanların reayadan farkı, vergi mükellifi olmamalıdır. Seyfiyeden olup yönetim birimini başında bulunanlara paşa veya bey ünvanı verilmiştir. Seyfiye mensubu yöneticiler, kadıların hükümlerine göre hareket etmek mecburiyetindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Askerlik Görevi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti, konumu ve işlevi bakımlarından dünyanın en güçlü ve gelişmiş ordusunu beslemek mecburiyetindeydi. Ordunun eğitimine önem verilirdi. Eğitimde yaralanma ve sakatlanma olması tabi karşılanırdı. Ancak, bunların sosyal güvenlikleri sağlanırdı. Ordu mensupları itaatkar, dayanıklı ve sabırlı olmak mecburiyetindeydi. Nefer donanımı hafifti. Dünyanın en hızlı hareket eden ordusu idi. Son derece disiplinliydi. Fakat, her asker, rütbesi ne olursa olsun, iradesini kullanırdı. Osmanlı silahlı kuvvetleri, kara ordusuagırlıklı olmak üzere teşkilatlanmıştı. Ancak, zamanla deniz kuvvetleri (Donanmayı Hümayun) son derece önem kazanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8415177012695343756?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8415177012695343756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8415177012695343756&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8415177012695343756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8415177012695343756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2008/12/divan-humayun.html' title='Divan-ı Hümayun'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-7220913561007347921</id><published>2008-11-18T08:02:00.000-08:00</published><updated>2008-11-18T08:16:49.346-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Osmanlıda Devşirme</title><content type='html'>Tarihimizin en çok tartışılan ve karıştırılan dönemi Osmanlı asırlarıdır. Devşirme konusu ise sık sık ele alınan, Türklük gayretlerinin hakim olduğu kişilerde ise kötülenen ve horlanan bir mevzu olarak karşımıza çıkar. Kavram olarak devşirme, gayrimüslim gençlerin askerî hizmetler için toplanması anlamına gelir. Gazâ ideolojisine dayanarak kurulup gelişen Osmanlı, Bizanslılarla temastan, Balkanlar’a geçtikten ve Orta Avrupa’ya doğru ilerledikten sonra çeşitli etnik gruplara mahsus çok sayıda milletle tanıştı ve onları bünyesine aldı. Öyle ki, bazı yerlerde azınlık nüfusu Türk nüfusundan bile fazla hale gelmişti. Onun için dönemin ulemasının da teklifiyle gayrimüslimlerden askerî amaçlı olarak yararlanılması gündeme geldi. Önce I. Murad zamanında (1362-1389) savaş esirlerinden yaşları uygun gençler için Pençik Kanunu adıyla bir yasa çıkarılarak bunların yeniçeri olmaları sağlandı. Ancak 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra bu da kâfi gelmeyince başka asker kaynakları arandı. Zira Türk nüfusu savaşlarda gittikçe eriyordu. Bunun üzerine II. Murad zamanında (1321-1451) bir kanun çıkartılarak, Osmanlı tebaası gayrimüslimlerden asker alınması kararlaştırıldı. Bunun kimler tarafından, nasıl ve zaman yapılacağı en ince ayrıntısına kadar yasada belirtilmişti. Askere alınanların üzerindeki cizye vergisi de kaldırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gönüllü Devşirme&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu padişahtan itibaren devşirilen gençlerin zeki ve kabiliyetli olanlarının doğrudan saraya alınmasına başlanmış. Burada açılan Enderûn Mektebi’nde eğitilmeleri yoluna gidilmiş böylece Osmanlı idarecileri, yönetimleri altındaki gayrimüslimlerden hem asker hem de devlet adamı olarak yararlanmaya başlamışlardır. Yeniçeri Ocağı’na alınacak gençlerin, “Türk’e Verme” adı altında Anadolu’daki Türk çiftçi ailelerinin yanlarına gönderilerek Türkçeyi, Türk âdet ve göreneklerini öğrenmeleri sağlandı. Bu uygulama, Osmanlı idarecilerinin Türk halkını kaba ve hor gördüğü yolundaki varsayımları mesnetsiz bırakır. Bu arada hemen belirtilmelidir ki, Osmanlı kaynaklarında “kul” olarak tanımlanan gayrimüslim asker ve yöneticilerden yararlanmanın başlangıcı daha eskidir ve Osman Gazi’ye kadar uzanır. Burada kul kavramının, tâbi, sadık, hizmetkâr anlamında kullanıldığı da hatırlatılmalıdır. Bazılarının zannettiği gibi kul, köle demek de değildir. Bunlar Osmanlı Devleti’yle zimmet akdi yapmış, vergisini veren hür gayrimüslimlerin çocuklarıdır.&lt;br /&gt;Zamanla yüksek rütbeli devlet makamlarına getirilen kullar, I. Murad’dan itibaren merkezî otoriteyi güçlendirmek için de kullanılmıştır. Devletin kuruluş ve gelişmesinde emeği geçen ünlü ailelerin, sınır boylarında yarı feodal hayat sürmeleri ve bazen merkeze kafa tutmaları, zaman zaman merkezi meşgul etmiş ve otorite altına alınmaları merkezden gönderilen kul asıllı kumandanlar sayesinde olmuştur. Gerek I. Murad, gerekse oğlu Yıldırım Bayezid’in, güçlü merkezî idarelerini kurarken bu gruplara dayandığı doğrudur. Devletin her kademesinde kul kökenli kişilerin istihdamı II. Murad zamanında başlamış, oğlu II. Mehmed (Fatih) zamanında gelişmiştir. Nitekim temelleri Sultan Murad zamanında atılan Enderûn Mektebi, oğlu Fatih zamanına tam teşekküllü bir saray okulu haline gelmiştir.&lt;br /&gt;Fatih’le başarı katlandı&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmed’den itibaren devşirme kökenli kul vezirler sadece merkezde değil, taşrada da istihdam edilerek merkezî otoritenin ülkenin en ücra köşelerine kadar gitmesi düşünülmüştür. Fatih zamanında başlayan mutlak merkeziyetçilik XVI. yüzyıl ortalarında en olgun dönemine ulaşmıştır. Bunda Türk düşmanlığı aramak anlamsızdır. Zira bu arada Karamanî Mehmed Paşa, Çandarlı İbrahim Paşa, Pirî Mehmed Paşa vs. gibi Türk asıllı sadrazamların da başarılı görevler yaptığı hatırlatılmalıdır.&lt;br /&gt;Kul sistemi, bazı istisnalar dışında başarıyla uygulandı. Devşirme işleminin bozulması, hem Enderûn’a hem de merkez Kapıkulu ocaklarına istenen nitelikte adayların alınamaması sistemi olumsuz etkiledi. 1580’li yıllarda İstanbul’da bulunan Venedik elçisi Lorenzo Bernado, ülkesinin senatosuna sunduğu raporunda, “Sadece devlet idaresinin değil, koca imparatorluğun ordularına kumanda yetkisinin de ellerine verildiği kişiler ne dük ne marki ne de konttur. Hepsi çobanlıktan gelme sıradan insanlardır. Bu sebeple biz Venediklilerin de padişahın yaptığını yapmamızda isabet vardır. Padişah bu adamlardan en iyi kaptanları, sancak beylerini, beylerbeyileri yetiştirerek onlara şan ve itibar kazandırmıştır.” derken devşirme sisteminin başarısını övmektedir.&lt;br /&gt;Başta Fatih olmak üzere Osmanlı padişahlarını bu yola sevk eden sebeplerin başında, çokuluslu bir devlet olan imparatorluğu ayakta tutma ve yaşatma gayreti gelir. Zira hanedana dayalı ortaçağ devletlerinde ülke birliğinin temeli ve bekası hanedana bağlıdır. Öteki köklü ailelerin güçlenip iktidardaki hanedana rakip olması her zaman mümkündür. Halbuki, bunlar gibi temeli bulunmayan devşirme ve kul sistemi baştaki hükümdara daha rahat tasarruf hakkı veriyordu. XV ve XVI. yüzyıllardaki büyüme politikasında büyük katkısı olan bu sistem, asrın sonlarından itibaren önemini kaybetmeye başladı.&lt;br /&gt;Kul taifesi içine girmenin sağladığı ayrıcalıklardan yararlanma düşüncesi, her alanda bunların sayıca artmalarını sağladı. Kanuni’den sonra sefere çıkmayan padişahları örnek alan kul kökenli sadrazamlar da konaklarında oturmayı tercih ettiler. Nitekim yukarıda bahsedilen Venedik elçisi bu defa, “Türklerin zenginliğin kurbanı olduklarını, zaferleri umursamayıp evlerinde oturmayı yeğlediklerini” yazar. XVII. asrın başlarından itibaren işlemez olan ve önemini kaybeden devşirme sisteminin yerini, “Kuloğlu” ve “Ağa Çırağı” adları altında yasadışı asker kaynakları almaya başladı ve artık devşirme yapılmaz oldu. Sistemin işlemez olması ve yerine sistemli bir uygulamanın başlatılamaması, siyasi ve askerî çözülmeleri de beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;Devletin siyasi ve askerî bakımdan duraklama dönemine girdiği XVI. yüzyıl sonlarından itibaren ortaya çıkan Celâlî ayaklanmalarının devşirmelere yönelik olduğu düşüncesinin kuvvetli bir dayanağı yoktur. Bu isyanların önceleri mezhep amaçlı olduğubilinmektedir. mezhep meselesi şeklinde başlayan ve dış tahriklerle gelişen Celâlî isyanları zamanla hükümete yönelik hareket oldu. Elebaşılarının çoğu mansıp mağduru kişiler idi. Bunların merkeziyetçi idareye karşı adem-i merkeziyetçi görüşün temsilcileri gibi olduklarını söylemek o dönem için henüz erkendir. Türklerin kul kökenli idarecilere isyanı şeklinde olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Toprakları, dirlikleri ellerinden alınmış kimselerin tek derdi siyasi değil ekonomiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;________________&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Prof. Dr. Abdülkadir Özcan&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-7220913561007347921?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/7220913561007347921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=7220913561007347921&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7220913561007347921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7220913561007347921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2008/11/osmanlda-devirme.html' title='Osmanlıda Devşirme'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-681342786591513167</id><published>2008-11-12T20:04:00.000-08:00</published><updated>2008-11-12T20:28:03.994-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>Geçmişten Günümüze Makedonya Türklerinin Tarihi</title><content type='html'>Devlet Adı : Makedonya Cumhuriyeti&lt;br /&gt;Başkenti : Üsküp&lt;br /&gt;Nüfusu : 2 110 000&lt;br /&gt;Yüzölçümü : 25 713 km&lt;br /&gt;Resmi Dili : Makedonca&lt;br /&gt;Dini : Müslüman Hristiyan&lt;br /&gt;Para Birimi : Denar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırbistan, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan devletleriyle sınırlanmaktadır. Nüfüsunun yüzde 60’ı şehirlerde yaşamaktadır. 1990’a kadar Yugoslavya’ya bağlı özerk bir cumhuriyet statüsünü taşıyan Makedonya, bağımsızlığını bu tarihte kazandı. Ancak Yunanistan’ın karşı çıkması yüzünden , adının BM Tarafından tescil edilmesi 3 yıl zaman aldı. Makedonya denilen coğrafya, bugün üzerinde Makedonya Cumhuriyeti’nin kurulu bulunduğu coğrafya ile sınırlı değildir. Tarihi Makedonya topraklarının 34 bin 177 kilometrekarelik parçası, bugün Yunanistan sınırları içindedir.&lt;br /&gt;Başkent Üsküp dışında Manastır, Kalkandelen, Prilep, Rense, Ohri, Kummnova, Gostivar, Struga gibi şehirleri olan Makedonya, tarihte önemini yitirmemiş bir cografya üzerinde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                     &lt;span style="color:#000000;"&gt;MAKEDONYA VE BALKANLARA YAPILAN TÜRK AKINLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’da dolayısıyla Balkanlarda, Türkler birbirinden farklı iki devrede rol oynamışlardır. Birinci devrenin kahramanları Orta Asyadan hareketle Karadeniz’in kuzeyinden geçip Tuna boyuna ve Balkanlara gelen Şamanist Türkler (Hun, Avar, Bulgar, Oğuz, Peçenek Kumanlar) ikinci devrenin kahramanları ise Osmanlılardır. Türklerin Avrupa ve Balkanlarda oynadıkları rol, oldukça etkileyici olmuş ve bazı batılı kaynaklarda bunun önemi şöyle belirtilmiştir. ’’Ortaçağ Avrupasını meydana getirenlerin Türkler olduğunu iddia etmek mantıksızlık olmaz ’’(11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;a). Hunlar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’ya ve Balkanlar’a gelen ilk Türkler, Hunlardı. (M.S 375) Türk Anayurdu Orta Asya’dan batıya doğru yapılan ’’ Büyük Kavimler Göçü ’’ esnasında Hun Türkleri, Karadeniz’in kuzeyinden Balkan Yarımadasına yerleştiler. Göç sahasındaki kavimlerden olan Alanları, Ostrogotları, Vizigotları ve diğer yerleşik kavimleri daha batıya sürerek Avrupa’da mevcut milletlerin ortaya çıkmasına vesile oldular. Hun Türkleri ’’Avrupa Hun İmparatorluğu ’’nu kurdular. Hun akınları ilk hamlede Tuna Nehrinin kuzeyine kadar olan sahaları ele geçirdiler ve Doğu Roma İmparatorluğu(Bizans) ile sınırdaş oldular. Hun Türklerini Avrupadan atabilmek için çağın ilk büyük din devletleri olan Batı Roma ve Doğu Roma İmparatorlukları büyük gayret sarfettiler.&lt;br /&gt;Fakat, Hun Türkleri bilhassa Atilla devrinde iki devletin ordularını, ayrı ayrı perişan ettikleri gibi, Batı Roma İmparatorluğunu himayeleri altına aldılar ve Trakya’ya kadar gelerek Doğu Romayı paniğe düşürdüler. Atilla, ’’Tanrının Kırbacı’’ olarak adlandırıldı. Atilla’nın ölmesi ve oğullarının başarısız olması neticesinde İmparatorluk yıkıldı. Hun Türklerini takiben kısa bir süre sonra ard arda diğer Türk kavimlerinden de Avrupa’ya göçler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;b). Avarlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hunlardan sonra Avrupa’ya gelen ikinci Türk kavmi Avarlar olmuştur. Avarlar, Balkanlarda M.S 558-835 devlet hayatı sürdüler. Hatta 626 yılında İstanbul’u bile muhasara ettiler. 796 yılından itibaren Hristiyanlığı kabul eden Avarlar, bilhassa Avrupa ve Bizans’ın da etkisi ile slavlaşarak tarih sahnesinden çekildiler.(12)&lt;br /&gt;Avar Türkleri, tarihte ’’Saç Ören Türk Kavmi ’’ olarak isimlendirilmektedir. Bu ad, Çin kaynaklarından aynen Türkçe’ye çevirilerek alınmıştır.(13)&lt;br /&gt;Bugün halen Balkanlarda Avar Hanllığınınn bazı izlerini bulmak mümkündür. Karpat Dağları eteklerlinde yapılan arkeolojik kazılar neticesinde Avar Türklerine ait kuyumcu aletleriyle, süvari mezarlıklarının bulunması, bu Türklerin kendilerine göre yüksek bir varlıkları olduğunu açıkça ortaya koymuuştur. Ayrıca Adriyatik sahillerindeki Navarin şehrinin adının da Avar dilinden geldiği bilimsel araştırmalar ile doğrulanmıştır.(14)&lt;br /&gt;Avar Türk Devletinin hudutları en geniş zamanında doğuda Karadeniz, batıda Almanya, kuzeyde Polonya ve güneyde Makedonya ve Bulgaristan’a dayanmıştır. Görüldüğü gibi Makedonya’da bir dönem (M.S 6 ncı, 7 nci asır ve 8 nci asrın ilk yarısı) Avar Türklerinin akınlarına maruz kalmıştır. Avar Türkleri’nin varlığının tarihe gömülmesiyle beraber, yine bir Türk boyu olan Macar ve Bulgarların, Balkan Yarımadası ve Orta Avrupa’da hakim bir güç haline geldiği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;c). Bulgar Türkleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bulgar Türkleri, M.S 584-1018 yılları arasında Karadeniz, Sırbistan ve Ege Denizi arasında hüküm sürdüler. M.S 680 yıllarına doğru Karadeniz’in Kuzeyinden inen Bulgar Türklerinin bugünkü Bulgaristan topraklarına ilerlemesiyle Bulgar tarihi başlamıştır. Hun İmparatorluğu içerisinde önemli rol oynayan Bulgar Türkleri, On-Ongur grubundandır. Bulgar Türkleri M.S 481’den itibaren Yukarı Tuna kıyılarında, Volga ve Kama vadilerinde de yerleştiler ve bu bölgelerde ilk Bulgar egemenliğini kurdular. Bu egemenlik Büyük Bulgaristan adıyla XV. Yüzyıla kadar sürmüştür.&lt;br /&gt;Aşağı Tuna bölgesine yerleşen Bulgar kabileleri daha önceki yıllarda (M.S V’nci yüzyılda) birçok defa Balkanları yağmalamış hatta İstanbul önlerine kadar gelerek (M.S 540, 558, 559 Akınları) Avarlar ile birlikte bu şehri ele geçirmeye (M.S 626) çalışmışlardı. Ancak, M.S 679 yılında Asparuh Han yönetiminde Balkanlara inen Bulgar Türkleri bir daha geri dönmemek üzere Tuna’yı aştılar ve bütün ovayı ve Balkanların kuzeyini işgal ettiler. Asparuh Handan sonra yerine geçen Tervel zamanında Bulgarlar, Bizans ile iyi ve yakın ilişkiler tesis ettiler. Hatta Tervel, İmparator Justinyanus’un tekrar tahtı ele geçirmesi amacıyla Bizans’a askeri yardım göndermiştir. Buna karşılık Bizans İmparatoru da Trakya’nın büyük bir bölümünü Bulgarlara bırakmıştır.&lt;br /&gt;Bulgaristan topraklarının tamamının fethi IX asırda Krum Han devrinde tamamlanmıştır. Krum han zamnında Sofya alınmış Bizans imparatoru I Nikephoros’un ordusu malub edilerek imparator öldürülmüş ve M.S 814 yılında İstanbul önlerine gelen Bulgar ordusu Bizans’ın başkentini kuşatmıştır. İstanbul bu muhasaradan, Krum’un ani ölümü üzerinde kurtulabilmiştir.&lt;br /&gt;Omurtag Han ve Malamir zamanında ise, Bizanstanki iç kargaşalardan istifa eden Bulgarlar, topraklarını Arnavutluğa kadar genişletmişlerdir. Bulgar Türkleri zamanla yerli halk olan Slavlarla kaynaştılar ve bu kaynaşmayla Bulgar Türkleri dil bakımından Slavlaştılar ve ülkenin yönetici unsuru olarak kalmaya devam ettiler. Bugünkü Bulgar milleti de bu kaynaşmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Bulgar Kralı I Boris’in din değiştirerek Hristiyanlığı kabul etmesi de söz konusu faliyeti hızlandırmıştır. I Boris Bizans’ın etkisinden kurtulabilmek için bir ara Roma’daki dini liderliği kabullenmeyi düşünmüş ama daha sonra İstanbul’un fethini kolaylaştıracağını düşünerek İstanbul’daki patriğe bağlanmıştır. M.S 870’de ise Bulgaristan’a bir başpiskopos tayin edilmesiyle ülke resmen Hristiyan dinini kabul etmiş oldu. Bulgar Milli klisesinin resmi dili Slavcaydı. Ayrıca Kiril alfabesinin benimsenmesi de Bulgaristan’ın özünden farklı bir kültüre geçmesini hızlandırmıştır.&lt;br /&gt;Kral Boris’ten sonra yerine geçen Simeon zamanında (893-927) Morava vadisinin tümü, Niş Belgrad, Vardar Makedonyasının bir kısmı, Trakya ve Arnavutluğun tamamına yakın bir bölümü Bulgarların eline geçti (15).&lt;br /&gt;Büyük bulgaristan’ı kurmayı amaçlayan Simeon ele geçirdiği bu topraklarda hristiyanlığı yaydı. Bulgaristan’ın Bizans aleyhine Balkanlarda sağladığı genişleme, Bizan İmparatorunu korkuttu. Macar kabilelerinden yardım istedi. (M.S 895) Buna rağmen Bulgarların İstanbul’u tehdit etmeleri ve Bizans’ı yıllık vergiye bağlamaları. (M.S 897) önlenemedi. Edirne ilk kez Bularların eline geçti (M.S 914-923) ve İstanbul kuşatıldı. Bu kuşatma ancak Bulgar ordusundaki bir kısım Slavların Bizans İmparatoru I Romanos’un kışkırtması sonucu isyan etmeleriyle (M.S. 924) önlenebildi.&lt;br /&gt;Simeon’un ölümünden sonra kral olan Pert zamanında (M.S 927-969) Sırbistan, Doğu Bosna, Karadağ’dan Valona’ya kadar Adriyatik Deniz kıyıları, Makedonya ve Selanik ile Ege Denizi kıyılarını ve Bütün Trakyayı içine alan büyük bir Bulgar İmparatorluğu kuruldu. Bulgar Hanlarına Çar ünvanı, Bulgar başpiskoposuna Patrik ünvanı verildi. Ancak bu Parlak dönem uzun sürmemiştir. Bizans İmparatoru I Romanos’un kışkırttığı Macar ve Peçeneklerin hucumları ve ülkede baş gösteren Bogomil ve Sırp isyanları, imparatorluğun çökmesini hızlandırmıştır.&lt;br /&gt;Bulgar İmparatorluğunun yıkılması genç Çar Boris II (969-972) zamanında olmuştur. Bu devirde ülkeyi Kievli Ruslar (967-972) ve daha sonra da 972’de İmparator Johannes Tsimiskes yönetimideki Bizanslılar istifade etmiştir. Esir alınan Bulgar Çarı, Bizans’a götürülerek hükümdarlıktan vazgeçirilmiş ve ülke Bizanslılar tarafından ilhak edilerek, Patrikliğe de son verilmiştir. Bu durum sonucunda sadece Batı Bulgaristan bağımsızlığını koruyabilmiştir. Bu durum ayaklanmaların doğmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;980 ayaklanmasının başına soylu bir Bulgar olan Samoil geçmiştir. Samoil, Çar Simeon’un krallığını (Bosna’dan Teselya’ya kadar) yeniden kurdu. Ancak Selanik önlerinde başarısızlığa uğradı (SPERKHEİOS Bozgunu 966) ve bu bozgundan sonra fethettiği yerlerin doğu kesimini kaybetti. 1014 yılında Bizansla yürütülen savaşları ve son olarak Struma kıyılarında bozguna uğraması, İmparatorluğun sonu oldu. II Basileos 15 bin Bulgar esirini kör ederek Samoile göderdi. II Basileosun lakabı Bulgar kasabı oldu. 1018’de bütün Bulgaristan Bizans’a boyun eğerek, eyaletlere bölünmüştür(16).&lt;br /&gt;Bulgaristan’daki Bizans hakimiyeti (1018-1186) yıllarına kadar sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bulgaristan’ı Peçenek, Uz, Kumanlar istilaya başladılar. Özellikle Kumanlar (Kıpçak) Bulgaristan’da Bizansa karşı beliren hareketleri destekleyerek Asean Hanedanı idaresinde ikinci Bulgar Krallığının kurulmasında başrolü oynadılar. Tırnova beyleri olan Kuman asıllı Asen ve kardeşi Petr, Bizans’ın Anadolu’da Selçuklu Türkleriyle uğraşmasından yararlanarak Bulgaristan’ın siyası ve dini bağımsızlığını ilan ettiler (1196). Preslav başkent oldu. Haçlı seferleri sırasında Bizans’ta kurulan Latin İmparatorluğu, Bulgar krallığına savaş açtı. Ancak 1205 senesinde Edirne’de tam bir bozguna uğratıldılar.&lt;br /&gt;Çar Asen’den sonra yerine geçen Kaloyan zamanında Bulgar Krallığının sınırları güneyde Filibeyi, Makedonya’nın büyük bir kısmını ve batıda Niş ve Sofya’yı içine alacak şekilde genişletildi. Kaloyan, Bulgar klisesinin Roma klisesi ile birleşmesini kabul ederek, Papa İnnocentius III’ten krallık tacı aldı ve böylece İkinci Bulgar krallığının Avrupa Devletlerince tanınmasını sağladı. Kalonyan 1207’de Kuman asıllı bir Voyvoda tarafından öldürülmesinden sonra, kısa süren bir kaışıklık dönemi yaşandı. Yerine Asen Hanedanlığından olan Asen II (1218-1241) tahta çıkmıştır. Bu devirde Bulgar Krallığının sınırları; Edirne, Dimetoka dahil Trakya, Makedonya, Arnavutluk ve Banatı(Sırbistan’da) alacak şekilde genişletilmiştir. Ancak Bulgar Krallığının Balkanların en kuvvetli devleti olduğu bu yıllar uzun sürmemiş, 1241’den gelen Moğol istilası ile Bulgaristan baştan başa yakılıp yıkılmıştır. 1243’te Bulgaristan, eski gücünü kaybederek çökmeye başlamıştır. Arnavutluk, Makedonya, Trakya kaybedilmiş ve ülked iç isyanlar baş göstermiştir. Bu karışıklıklardan istifade etmesini bilen Kuman Boyarı olan Terter, 1279’da Tırnova’da çarlığını ilan etmiş ve Terter hanedanını kurmuştur. Bugün halen Makedonya’da Tırnova adında bir köyün adı mevcuttur. Terter kendi döneminde Moğolların himayesi altına girmeyi kabul ederek, ülkedeki Bizans’ın nüfüs ve müdahalelerine son vermiştir. Bu devirde Kuman Boyarları, Altınordu devletinin büyük komutanlarından Nogay’ın desteğiyle devlete sahip oldular. Ancak daha sonra Nogay’ın ülke üzerindeki nüfuzu daha da artmıştır. 1300 yılında Nogay’ın oglu kaka tahta geçer ancak kayınpederi Sretoslav Terter onu öldürerek tahtı geri almıştır. Daha sonraki yıllarda Tırnova’da toplanan Büyük Mecliste Çar ilan edilen Kuman Boyarı Şişman, devletin birliğini korumaya çalıştıysa da, Köstendil’de Sırp Kralı tarafından bozguna uğratıldı. Bundan sonra Sırplara tabi olurlar. Daha sonraki yıllarda ise Sırp İmparatoru Stefan Duşhan’ın ölümü ve Sırp imparatorluğunun parçalanması ile Bulgarlar bağımsızlıklarına yeniden kavuşmuşlardır. Osmanlı Türkleri Rumeliye geçtiklerinde, Bulgaristan’ın başında İvan Aleksandar Asen bulunuyordu. İlk Osmanlı Bulgar Mücadelesi Asen’le başladı. Asen Türklerin fethettikleri Kırklareli, Midye, Pınarhisar, Vizeyi geri aldı.1365’de ölünce Bulgaristan dörde ayrıldı. En büyük hisse Asen’in oğlu Şişman’a düşmüştü. Bulgaristan bu çar zamanında Osmanlı Devletine bağlanmıştır(17).&lt;br /&gt;Birincisinde olduğu gibi ikinci Bulgar Krallığında da Kuman (Kıpçak) Türkleri büyük rol oynamışlar ve hakim sınıf durumunu devam ettirmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;ç). Peçenekler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;889 yılında Volga Nehrinin batısına göçerek Don Irmağı kıyısına geldiler ve Azak Denizi ile Karadeniz kıyılarına yayıldılar. 950-1000 yılları arasında Volga ırmağı kıyılarından Karpat Dağlarına ve Tuna’ya kadar uzanan bölgeye hakim oldular. Peçeneklerin Volga Irmağının batısına geçmeleri Avrupa’da önemli siyasi olaylara yol açtı. Özellikle bu dönemde Peçenekler, Bizans ile ilişki kurdular ve Ruslarla mücadele ettiler. Rus prenslerinden Svyatoslav, Bizans’a karşı yaptığı bir seferde Bizans İmparatoru Joannes Tezimikes tarafından yenilgiye uğratılınca, dönüşte Peçeneklerin pususuna düştü ve öldürüldü (971). Aynı yıllarda Peçenek Rus mücadeleleri şiddetlendi. Ruslar, Peçenek saldırılarını durdurmak için Kiev’in güneyinde kaleler ve karakollar yaptırdılar ancak Peçenek saldırılarını önleyemediler. Bizans, bu savaşçı kavimle dostluk kurmuş ve Macar, Rus, Bulgarlara karşı kullanmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda Bizans, Bulgarları yenerek ülkelerine yerleşince Peçeneklerle Balkanlarda komşu oldular ve bu dostluk bozuldu. 1035 yılında Tuna’nın donanmasından yararlanan Peçenekler, Irmağın güney kıyılarını yağmaladılar. Bu akınlar 1036-1048’e kadar devam etti. Bu tarihlerde bir kısım Peçenek boyları birbirine düştü ve bazı boylar Tuna’yı geçerek Bizans’a sığındı. Bizanslılar bu Peçenekleri iyi karşıladılar; onları Tuna’nın kuzeyinden gelecek saldırılara karşı koyma şartıyl Silistre bölgesine yerleştirdiler. Bunlar sonradan Hriistiynlığı kabul ettiler. Bizanz hizmetine geçen Peçeneklerle Tuna’nın kuzeyinde kalanlar arasında mücadele devam etti. Kuzeyde kalan Peçeneklerin hakanı Turak Han 1049’da Tuna’yı geçerek Kegen emrindeki Peçeneklere saldırdı fakat yenildiler. Turak Han ve 140 Peçenek ileri geleni esir oldu. Bizanslılar esir Başbuğları İtsnabula getirdi diğerlerini Bulgaristan’a yerleştirdiler. İstanbul’a gelen Peçenek başbuğları burada Hristiyanlığı kabul ettiler. Bizanslılar bu Peçeneklerden 15 000 kişiyi Selçuklulara karşı kullanmak üzere Anadolu’ya geçirdiler; fakat bunlar Üsküdar’da, bu fikirden vazgeçerek Balkanlar’a geri döndüler ve Bizanslılara karşı mücadeleye giriştiler. Peçenekler Bizans kuvvetlerini Biakene’de yenerek Edirne’ye kadar ileriediler. 1050’de Peçenekler Edirne’yi kuşatamadılar ancak 1087’de başarılı oldular. 1087’de Kuman Türkleri Peçenek Türkleriyle birleşerek ’’Kuman-Peçenek Federatif Birliğini kurdular(18). Avar, Hun, Uz, Sorguç, Gagavuz, Bulgar gibi Türk etnik boylarını bu birliğin içerisine aldılar. Ancak, Bizanslıların entrikaları yüzünden bu iki kardeş birbirine girdi ve bu birlik sona erdi. Aynı tarihte Bizanslılar, Kumanlarla birleşerek Peçenekleri Lebinium’da ağır yenilgiye uğrattılar. Peçeneklerin bir kısmı Balkanları terk etmişler. Kalanlar ise milli kültürlerini yitirerek, bölge halkı arasında eriyip kaybolmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;d). Kumanlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlara gelen son Şamanist Türk kavmi Kumanlardır. Tahminen 11’nci asır başlarından itibaren Tuna’yı geçerek Balkanlara gelen Kumanlar Bizansla iyi ilişkiler kurmuşlardır. Peçenekleri mağlup ettiler ve zamanla hristiyanllığı kabul ettiler(19).&lt;br /&gt;Tarihi kaynaklara göre; Müslüman yazarlarca ’’Kıpçak’’, Avrupalılarca genellikle Kuman ’’Sarışın’’, Bizanslılar tarafından ’’Koman veya Kuman, Almanlar tarafından ’’Falon veya Falp’’ ve Rus kaynaklarınca’’Polovest’’ diye adlandırılıyorlarmış(20)(21).&lt;br /&gt;Kumanlar 1017’de Karahitayların baskısı ile batıya doğru göçtüler ve 1050 yıllarında Doğu Avrupaya yerleştiler. Kumanlar 1055’teki Rus kroniklerinde ’’Pavoltzi’’ ovalı olarak zikredilmektedir. Kumanlar, Rus steplerini kolayca istila ettiler, Slavları da himayeleri altına alarak, Rus ovalarının mutlak hakimi olmuşlardır. Bu yüzden Rus kroniklerinde ’’Ovalı’’anlamına gelen lakapla anılmaktadır. Kumanlar Bizanslılar tarafından kullanılmışlardır. 1103 yılında Ruslardan agır bir yenilgi alırlar.Ancak şunu unutmamaız lazım ki; Kumanlar Ruslarla 56 defa savaşmışlardır. Ukrayna Knezlerinden Vlademir’in idare etmiş olduğu savaş hariç; Rusları 55 defa mağlub etmişlerdir. Özellikle Tugar Han ile Bonjak Han’ın Rusları her savaşta mağlub etmiş olmaları, her yönden büyük bir komutanlık vasıf ve liyakatına sahip olduklarını göstermektedir(22). Bu yenilgiden sonra dağılan Kumanlar, zamanla yerlerini doğudan gelen Kıpçaklara bıraktılar. Bazı tarihçilere göre 1054 ile 1120 yılları arasında tarih sahnesinden çekildiklerini ileri sürmektedirler. Kıpçaklar, XIII yüzyıldaki Moğol istilası sırasında, işgal ettikleri bölgeyi terk etmişler ve Kıpçak Hanlığını kurmuşlardır. Kıpçak Hanllığı XIV yüzyıldan itibaren sınırlarını Kırım’dan Saray şehrine kadar genişletmiştir. Moğol istilasından sonra ise bazı Kıpçak grupları Macaristan, Bulgaristan, Rusya, Gürcistan, Mısır ve Süriye’ye dağılmışlar ve buradaki yerli halkla kaynaşmışlardır. 1087-1091 yılları arasında çok kısa bir dönem devam eden ’’Kuman-Peçenek Federatif Birliği’’ Bizans entrikalarıyla yıkılmasından sonra Kuman Türkleri Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Avusturya, Çek ve Slovakya içlerine girerekburadali Türk olmayan unsurların içerisinde erimişlerdir. Trakya, Makedonya, Bulgaristan’ın dağlık kesimlerinde kalmış olan pek çok Kuman Tük boyları, Osmanlı Türklerinin Balkan fetihleri sırasında kendilerini göstermişler ve gelen Osmanlı Türkleri ile birleşmişlerdir. Romanya, Macaristan, Avusturya, Çek, Slovakya’ya göç edenler ise Şamanizmi terk ederek Hristiyanlığı benimsemişlerdir. Hatta Kumanlardan pek çok kişi Hristiyan adlarıyla Bizans senatosuna bilr girmişlerdir. Bizanslıların en önemli saray muhafızları vardarlı Kumanlarmış(23). 1065, 1123, 1243 yıllarında Balkanlara daha birçok göç oldu. Kumanlar Makedonya’ya, Peçenekler ise Adritayit Denizine indiler. Peçenekler Karaferye’de yerleştiler. Ancak daha sonraki yıllarda gücünü kaybetmeye başlayan Kumanların bir kısmı Makedonya’da kaldı, bir kısmı Trakya’ya, birkısmı da Anadolu’ya götürüldü(24). Trakya ve Makedonya’nın dağlık kesimlerlinde kalmış olan Kumanlar, Osmanlı Türklerinin 1358’de Rumeliye geçişlerine kadar tamamen Şamanist olarak yaşamışlardır(25).&lt;br /&gt;1360 yıllarda Osmanlı akıncı beylerinden Lala şahin Paşa ile Deli Balaban Kırcaeli, Darıdere, Ropçoz, Nevrokop, Petrikç’i ele geçirdiler. Bu bölgedeki bazı Yunan ve Bulgar beyliklerini mağlub etmek için Şamanist kumanlar Osmanlılara yardım etmişlerdir. Lala Şahin Paşa tarafndan Şamanist Kumanlara, yardım eden anlamına gelen ’’Pomaga’’veya ’’Pomak’’ sıfatı verilmiştir. 1361 yılında Rodoplar bölgesindeki 5-6 bin Şamanist Kuman Türk’ü kendi arzularıyla Müslüman olmuşlardır. Böylelikle Rodoplardaki ’’Pomak Türkleri’’ tarih sahnesine yeni bir sıfatla çıkmışlardır(26). 8 Austos 1389’daki I.Kosova meydan muharebesinde Osmanlı Türklerine her yönden öncülük, artcılık ve keşif kollarında yardımcılık görevlerini seve seve yerine getirdiler. Bu nedenle Rodoplardaki bazı Kumanlara Pomak(yardımcı), Vardar makedonyasındakilere ise Torbeş ve Goran(Dağlı), Sofya, Filibe’dekilere Şop(Yardımcı) isimleri verildi(27). 1358-1389 yıları arasında Kumanlar Şamanizmi terk ederek Müslüman olmuşlar ve böylece asıl kimlik ve kişiliklerini aldıkları Türk varlığına tekrar dönmüşlerdir. Müslüman Pomak Türkleri Osmanlı döneminde huzurlu,refah bir hayat sürdürmüşler. Ancak 1912’de Balkan Harbinin mağlubiyetinden sonra Rodoplarda, Pirin, Vardar, Ege Makedonyası’ndaki Pomak, Şop, Torbeş, Goran Türklerinden 650 bin kişi Bulgarlar tarafından tarihin en acımasız işkenceleriyle Bulgarlaştırılmışlardır. Bazıları Bulgar olmaktansa seve seve ölürüz diyerek kitle halinde ölmeyi tercih etmişlerdir(28).&lt;br /&gt;Günümüzde Bulgarlar, Pomaklarının aslının Slav olduğu ve Osmanlı yönetimi altında zorla asimile edilerek, Müslüman yaptıkları iddiasındadırlar. Bu hususa gerekçe olarakta Pomakların konuştukları dilin içerisinde yüksek oranda Slav kökenli kelime olmasına bağlamaktadırlar. Ancak gerçekte bugün konuşulan Pomak Türk lehçesinin %30’u Ukrayna Slavcası, %25 Kuman-Kıpçakça, %20’si Oğuz Türkçesi, %15’i Nagoyca, %10’u Arapça’dan oluşmaktadır(29). Pomak Türk lehçesinde, Ukrayna Slavcasının %30 oranında bulunmasının nedeni, Kuman Türklerinin X-XI asırlarda Ukrayna, Lehistan, Besarbaya steplerindeki slavlarla olan temaslarından kaynaklanmaktadır. %10 Arapça ise, İslamiyeti kabul etmeleriyle birlikte dillerine girmiştir. Kıpçakça, Oğuz Türkçesi, Nagoyca ise türk lehçeleidir. Buradan anlaşılıyor ki Pomak Türkleri’nin dilinin Bulgarca olmadığı kesinlikle anlaşılmaktadır(30). Bugün Yugoslavya Makeonyasında(Vardar Makedonyasında) Kuman Türklerinin izleri mevcuttur. Gunümüzde adını koruyan Kumanova şehri yıllarca Kuman Türklerinin ticaret şehri ve başkenti olmuş ve adını bu Türk boyundan almıştır.(31 32)&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Osmanlılardan önce Balkanlar ve Makedonya’ya hakim olan Birinci Devre Türklerin halen günümüze kadar uzanan izlerini inkar etmek ve bu konudaki tarihi gerçekleri saptırmak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Makedonya’nın Osmanlılar Tarafından Fethi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;Türklerin Avrupa’da ve Balkanlar’da rol oynamaya başladıkları ikinci devre, 1353 de Anadolu’dan Rumeliye geçişleriyle başlar. Bu geçiş birincisinden farklı olarak Karadeniz’in güneyinden olmuştur. Birincisi daha önce belirtildiği gibi kuzeyden olmuştu. Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla Anadolu’da Türk boyları tarafından birçok beylikler kurulmuştur. Bunlardan birisi de Osmanlı Beyliği idi. Bu beylik Bizansla sınırdı. Bizansla verdiği mücadeleler sonucu Osmanlı Beyliği, Boğazlar ve Marmara Sahillerine kadar olan alana hakim olmuştu.&lt;br /&gt;Osmanlı Birlikleri, 1353’de Süleyman paşa komutasında Çanakale Boğazı üzerinde, bir daha dönmemek üzere Rumeli’ye geçtiler. Osmanlı ordusunun Rumeli’ye geçişleriyle birlikte, Anadolu’dan göçmenler ’’Yörükler’’ getirilerek Gelibolu’ya yerleştirilmeye başlanmıştır. Türklerin Rumeli’deki etkinliği Avrupalıların dikkatini çekti ise de o dönem birbirleriyle mücadele ettiklerinden dolayı Osmanlılara karşı gerekli reaksionu göstrememişlerdir. Rumeli Fatihi Süleyman Paşa, kısa zamanda Bolayır’dan Tekirdağa kadar olan Marmara sahillerini ele geçirdi. 1363’de Edirne’nin fethedilmesi ve Sultan I. Murat’ın Lala Şahin Paşa’ya Filibe ve Zğra üzerine yürüme emri vermesi Bizansın iyice paniğe düşmesine neden oldu. Bu durum Bizans’ın Sırplar ve Makedonya’daki Bulgarlar ile irtibatını kesiyordu. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu Türkleri Avrupa’dan geri atmaktı. Bundan sonra Bizans dahil bütün Baklan devletlerin politikalarının temeli bu esasa dayandı.(38)&lt;br /&gt;Macar Kralın teşfikiyle Macar Kralı Layoş başta olmak üzere, Bulgaristan, Sırbistan, Eflak Prensliği ve Bosnalılar birleştiler ve bir Haçlı ordusu kurdular. Macar Kralı Mayoş komutasındaki Haçlı ordusu Meriç nehrini ihtiyatsızca geçmiş, Edirne’nin yakınlarında yer alan Sırp sındığı mevkiine gelmişti. Düşmanın bu bölgedeki acemiliğinden faydalanmasını bilen Hacı İlbey emrindeki 10 bin kişilik kuvvet 50 bin kişilik Haçlı ordusunu gece baskını ile imha etmişlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-681342786591513167?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/681342786591513167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=681342786591513167&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/681342786591513167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/681342786591513167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2008/11/gemiten-bugne-makedonyaki-trklerin.html' title='Geçmişten Günümüze Makedonya Türklerinin Tarihi'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-1656519746944979239</id><published>2008-07-06T16:54:00.000-07:00</published><updated>2008-07-06T17:24:26.826-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Padişahları'/><title type='text'>II. MEHMED</title><content type='html'>Şehzadeliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmet 30 Mart 1432 Pazar günü şafak vakti, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirnede doğdu. Babası II. Murad'ın üçüncü oğluydu. Annesi Hüma Hatun adıyla bilinir. Ancak bu sonradan kendisine yakıştırılmış bir isimdir. Hakkında bilinen tek şey gayrimüslim kökenli bir köle olduğudur. Babası tarafından pek sevilmeyen Mehmed'in üç kardeşin en küçüğü olduğu için ileride tahta geçmesine ihtimal verilmiyordu. Mehmed iki yaşına kadar Edirne'de kaldıktan sonra 1434'te sütninesi ve küçük ağabeyi Ali birlikte 14 yaşındaki büyük ağabeyi Ahmet'in Rum sancakbeyi olduğu Amasya'ya gönderildi. Burada ağabeyi Ahmet'in erken yaşta ölmesi üzerine Mehmed altı yaşında Rum sancakbeyi oldu. Diğer ağabeyi Ali ise Manisa'da Saruhan sancakbeyi oldu. İki yıl sonra babaları Murat'ın talimatıyla iki kardeş yer değiştirdiler. Birkaç yıl sonra ağabeyi Ali bilinmeyen nedenlerle boğularak öldürüldü. 11 yaşında veliaht olan Mehmed babası tarafından Edirne'ye çağrıldı.&lt;br /&gt;O güne kadar iyi bir eğitim görmemiş olan Mehmed'in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi. Ancak dik kafalı, öğrenmeye isteksiz olan Mehmed'in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası Molla Gürani yi görevlendirdi. Anlatılana göre Murad, Gürani'ye bir değnek vermiş ve Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemişti. Yine aynı kaynaklara göre Gürani Mehmed'e "Baban beni seni eğitmem içim gönderdi. Ama sözümü dinlemezsen seni yola götürmemi söyledi." demişti. Mehmed bu sözlere gülünce Gürani kendisine esaslı bir dayak atarak hizaya getirmiş, ardından genç şehzade kısa sürede Kuran'ı öğrenmişti.&lt;br /&gt;Mehmed'in 1444 yılında tam olarak ne zaman tahta geçtiği konusunda tarihçiler arasında bir fikir birliği yoktur. Tarihçi Babinger II. Murat'ın Macarlarla barış yaptıktan sonra yaz aylarında Rumeli'nin idaresini Sadrazam Çandarlı Halil Paşa denetiminde oğlu Mehmed'e bırakarak Karmanlıların üzerine gitmek için Anadolu'ya geçtiğini ve bu dönemde Mehmed'in yalnızca Rumeli'nin saltanat naibi olduğunu yazar. Babinger'e göre Mehmed'in padişah olarak ilk kez tahta çıkışı Varna Savaşı'nın ardındandır. Buna göre 1444'ün Kasım sonu ya da Aralık başında Murat, Halil Paşa'nın tüm itirazlarına karşın tahtı oğlu Mehmed'e bırakarak Manisa'ya çekilmiştir. Yeni padişah Mehmed adına ilk gümüş ve bakır paralar 1445 yılının ilk aylarında bastırılmış, imparatorluğun doğusundaki ve güneyindeki Müslüman beylere genç sultanın tahta geçtiği bildirilmiştir. Öte yandan Halil İnalcık Mehmed'in İzladi Muharebesiyle Varna Savaşı arasında bir dönemde tahta geçtiğini yazar.&lt;br /&gt;Mehmed'in saltanat naibi ya da doğrudan padişah olarak Edirne'de bulunduğu 1444 yazında ilginç gelişmeler yaşandı. Yaz sonunda Mehmed kendini Hurufilik taraftarlarının elçisi olarak tanıtan bir İranlının öğretisine ilgi duymuş, onu ve yandaşlarını koruması altına almıştı. Müfti Fahreddin ve Sadrazam Halil Paşa bu durumu endişe ve öfkeyle karşılamış, Mehmed de çok geçmeden desteğini çekmek zorunda kalmış ve sonunda İranlı öldürülmüştü. Bu olaydan bir süre sonra yeniçeriler ulufelerinin artırılması isteğiyle ayaklandılar. Talepleri reddedilince sarayın bir kısmını ateşe verdiler. Alevler kısa sürede şehre yayıldı ve birçok insan hayatını kaybetti. İsyanın baş hedefi Mehmed'in başdanışmanı Şihabeddin Paşa'ydı. Şihabeddin Paşa canını saraya sığınarak kurtarmıştı. Sonunda Mehmed yeniçerilerin günlüğünü yarım akçe arttırmayı kabul ederek isyanı bastırdı. İsyanı Rumeli Beylerbeyi Şihabbeddin Paşa ile bir iktidar mücadelesi içinde olan Sadrazam Halil Paşa'nın Mehmed'e gözdağı vermek için teşvik etmiş olabileceği öne sürülmüştür. Gerçekte 1444-1453 yılları arasında Osmanlı Devleti'nde yaşanan başlıca politik gelişmelerin belirleyicisi Halil Paşa ile Şihabeddin, Zağanos, Turahan ve Mehmed'i destekleyen komutanların arasındaki iktidar mücadelesiydi. Mehmed'in ilk hükümdarlığı iki yıl kadar sürdü. Murat 1446'nın Mayıs ayında Sadrazam Halil Paşa'nın çağrısıyla bir kere daha Edirne'ye tahtına döndü. Bunun sebebi Mehmed'in Konstantinopolis'e saldırma planları yapıyor olmasıydı. Halil Paşa kedni gücünü zayıflatacağı düşüncesiyle bu saldırıya karşı gelirken Mehmed'in yandaşı olan Zağanos ve Şihabeddin bu planı destekliyordu. Sonunda Halil Paşa bir yeniçeri isyanı düzenleyerek Mehmed ve yandaşlarını iktidardan uzaklaştırdı. Murat'ın yeniden tahta geçmesi üzerine Mehmed Manisa'ya çekildi, Zağanos Paşa da Balıkesir'e sürgüne gönderildi.&lt;a id="Manisa_d.C3.B6nemi_.281446-1451.29" name="Manisa_d.C3.B6nemi_.281446-1451.29"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisa dönemi (1446-1451)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmed'in Manisa'daki ilk yıllarında neler yaptığına dair çok fazla bilgi yoktur. Babasının 1446'da Mora'ya düzenlediği sefere katılmamıştı. 1447 sonlarında ya da 1448 başlarında Arnavut kökenli bir hıristiyan köle olan Gülbahar Hatun'dan ileride padişah olacak Bayezid adında bir oğlu oldu. 1448'de Macarlar ile yapılan II. Kosova Savaşı'nda babasına Anadolu birliklerinin önderliğinde eşlik ederek ilk defa bir savaşta yer aldı. 17 yaşına geldiğinde Gülbahar Hatun ile birlikteliğini tasvip etmeyen babası tarafından Dulkadir hanedanından Süleyman beyin kızı Sitti Hatun ile evlendirildi.&lt;br /&gt;Mehmed Manisa'da bulunduğu sıralarda oldukça başına buyruk bir biçimde hareket etmişti. Onun rızasıyla Türk korsanları Ege'deki Venediklilere saldırıyordu. Hicri takvimle 852 (1448/1449) yılında Selçuk'ta kendi adına paralar bastırmıştı. 1449'un Ağustos veya Eylül ayında annesi vefat etti. 1450 yılında babasının İskender Bey üzerine yaptığı Arnavutluk seferine ve başarısızlıkla sonuçlanan Akçahisar kuşatmasına katıldı.&lt;br /&gt;II. Murat 1451'in 3 Şubat günü öldü. Mehmed babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa'nın özel ulakla Manisa'ya gönderdiği mektupla aldı. Anlatılana göre "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0kinci_kez_tahta_.C3.A7.C4.B1k.C4.B1.C5.9F.C4.B1_ve_saltanat.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İkinci kez tahta çıkışı ve saltanatı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmed 18 Şubat 1451’de Edirne'de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa'yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa'yı da Anadolu beylerbeyi olarak atadı ve babasının cenazesine eşlik etmek üzere Bursa'ya gönderdi. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmed Çelebi'yi boğdurttu. Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulamaya konmuş oldu. Ahmet Çelebi'nin cenazesi de babası Murat'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.&lt;br /&gt;Mehmed her ne kadar Çandarlı Halil Paşa'yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şihabeddin ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmed'in amacı Tuna'nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını alarak büyük dedesi Yıldırım Bayezid'in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis'i alması gerektiğini düşünüyordu. Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı. Bu görüş Mehmed'in 1451'de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmed Doğu Roma'ya babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi'nin Konstantinopolis'teki torunu Orhan için yıllık 300 bin akçe ayırdığını bildirmişti.&lt;br /&gt;Mehmed'in yetersiz bir hükümdar olduğunu düşünen yalnızca hıristiyanlar değildi. Tahta geçmesinin ardından Karamanlılar yerel beylikleriyeniden diriltmek üzere ayaklandılar ve Seydişehir ile Akşehir'i ele geçirdiler. Bunun üzerine 1451'in yazında Mehmed Anadolu'ya geçti ve kısa sürede bu isyanı bastırdı. Bu sırada Mehmed'in Anadolu'da bulunmasını fırsat bilen Doğu Roma İmparatoru Konstantinos ulakları vasıtasıyla Süleyman Çelebi'nin torunu Şehzade Orhan'ın ödeneğinin yapılmadığını, ödeneğin ikiye katlanmaması halinde Orhan'ın Osmanlı tahtında hak iddia etmesine izin vereceği tehdidinde bulundu. Mehmed sorunu çözeceğini söyleyerek elçileri gönderdi ancak Edirne'ye döndükten sonra Orhan için ayrılmış olan gelirlere el koydu ve Konstantinopolis'in ablukaya alınmasını emretti.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0stanbul.E2.80.99un_fethi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un fethi&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'a girerken, Fausto Zonaro'nun eseri (1854-1929)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Zonaro_GatesofConst.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Zonaro_GatesofConst.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'a girerken, Fausto Zonaro'nun eseri (1854-1929)&lt;br /&gt;Mehmed kuşatma hazırlıklarına 1451 sonlarında başladı. Boğaz'ın Avrupa yakasında büyük dedesi Bayezid'in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı'nın karşısına o dönemde Boğazkesen adı verilen Rumeli Hisarı'nın inşa emrini verdi. İmparator Konstantinos Mehmed'e hisarın yapımı için kendisinden izin alması gerektiğini bildirmek için elçiler gönderdi ancak Mehmed elçileri kabul etmedi. İmparator en son 1452'nin Haziran ayında barış görüşmeleri için bir kere daha elçilerini gönderdi ancak Mehmed elçilerin kafalarını kestirdi. Bu savaş ilanı anlamına geliyordu. Hisar 1452'nin Ağustos ayında tamamlandı. Böylece boğazın kontrolü Osmanlıların eline geçmiş oldu. Boğazdan geçecek gemiler bundan böyle geçiş parası ödemek zorundaydı. Aksi takdirde gemiler top atışıyla batırılacaktı. 1452 sonlarında ödeme yapmayı reddeden bir Venedik gemisi batırılmış, kaptanı ve tayfası tutuklanmıştı. Söz konusu toplar Erdelli Urban adında bir top dökümcüsü tarafından yapılmıştı. Mehmed kendisinden Konstantinopolis'in surlarını yıkabilecek güçte bir top yapıp yapamayacağını sormuş Urban da "Ne Konstantinopolis, ne de Babil'in surlarının karşı koyabileceği bir top yapabileceğini" söylemişti.&lt;br /&gt;Öte yandan bu gelişmeler karşısında İmparator Konstantinos Papa ve İtalyan şehirlerinden umutsuzca yardım talebinde bulundu ama bunlar sonuçsuz kaldı. Yalnızca Cenova 1452'nin Kasım ayında yardım göndermeye karar verdi ve Giovanni Giustiniani komutasında 700 asker taşıyan Ceneviz kadırgaları 26 Ocak 1453'te Konstantinopolis'e vardı. İmparator Konstantinos, Giovanni Giustiniani'yi kara kuvvetlerinin başkumadan yaptı. Kostantinopolis'teki asker sayısı 8.000 civarındaydı, limanda 26 savaş gemisi bulunuyordu. Daha evvel 700 İtalyanı taşıyan yedi Girit ve Venedik gemisi Şubat ayında şehirden kaçmıştı. Osmanlı ordusundaki asker sayısı ise en az 50.000 idi. Ayrıca Mehmed yalnızca karadan kuşatmanın yeterli olmayacağını düşünerek bir donanma hazırlatmıştı. Bu donanma bahar aylarında boğazın Marmara girişine vardı.&lt;br /&gt;Osmanlı ordusu 23 Mart'ta Edirne'den hareket etti ve 2 Nisan’da Konstantinopolis'e vardı. Aynı gün Haliç'in girişi zincirle kapatıldı. Karagahını Romanus kapısının (bügünkü Topkapı) karşısına kuran Mehmed son kez teslim çağrısında bulundu ama imparator reddetti. 6 Nisan sabahı ilk saldırı başladı. Kuşatma, aralıklı çatışmalarla 53 gün sürdü. İmparator Konstantinos, Giustinani ile birlikte Romanus kapısını savunuyordu. Şehzade Orhan da Marmara kıyısındaki kıtalardan birini yönetiyordu. 20 Nisan günü Papa'nın gönderdiği üç Ceneviz gemisi ve Sicilya'dan gelen bir Rum yük gemisi şehrin açıklarında belirdi. Marmara denizinde yapılan savaşın sonunda akşam saatlerinde dört gemi Haliç'e girmeyi başardı. Donanmasını bir şekilde Haliç'e indirmesi gerektiğini anlayan Mehmed gemilerini karadan geçirmeye kara verdi. Bugünkü Dolmabahçe'den Kasımpaşa'ya uzanan güzergaha kalaslar döşendi ve 70 kadar gemi silindirler üstünde 22 Nisan sabahında Haliç'e indirildi. Böylece Haliç'in kontrolü Osmanlıların eline geçti. Öte yandan kuşatmanın yedinci haftasında Osmanlılar hâlâ kesin bir sonuç alamamıştı. Bu noktada Halil Paşa son bir kez Mehmed'i teslim çağrısı yapmaya ikna etti ancak imparator teklifi yine reddetti. Bunun üzerine Mehmed 24 Mayıs'ta ayın 29'unda karadan ve denizden büyük bir saldırı yapacağını duyurdu.&lt;br /&gt;Son saldırı hazırlıklarını Zağanos Paşa düzenledi. Osmanlı ordusu 29 Mayıs'ın ilk saatlerinde taaruza başladı. Osmanlılar son taaruzu üç dalga halinde gerçekleştirdiler. İlk iki saat boyunca başıbozuklar surlara saldırdılar, ardından Anadolu birlikleri onların yerini aldı. Son olarak öldürücü darbeyi vurmak üzere yeniçeriler devreye girdi. Bu sırada yaralanan Giustiniani'nin savaş alanından ayrılması şehri savunanların arasında büyük moral bozukluğuna neden oldu. Nihayet sabah saatlerinde Osmanlı askerleri iyi sürgülenmemiş Kerkoporta adlı kapıdan içeri girmeyi başardılar ve kapının üzerindeki burca Osmanlı sancağını diktiler. Şehir zorla alınmıştı bu yüzden dinî hukuka göre yağmalanabilirdi. Mehmed fethin ilk günü öğleden sonra şehre girdi. Ayasofya'ya giderek namaz kıldı ve "Bundan sonra tahtım, İstanbul'dur!" diye buyurdu.&lt;br /&gt;Yağma üç gün sürdü. İmparator Konstantinos'un akıbeti meçhuldür. Kimi kaynaklar cesedinin bulunamadığını söylerken, Babinger gibi bazı tarihçiler imparatorun cesedinin mor ayakkabılarından teşhis edildiğini yazar. Şehzade Orhan ise keşiş kılığında şehri terketmeye çalışırken yakalanıp idam edildi. Fatih şehrin ticaret merkezi olan Galata’dan kaçmış olan Rumların ve Cenevizlilerin dönmesini sağladı. Rum Patrikhanesi’nin yeniden açılmasına izin verdi; ayrıca bir Yahudi hahambaşlığı ile bir Ermeni Patrikhanesi kurdurdu. II. Mehmet İstanbul’u, farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı, ticaret ve kültür merkezi olan bir başkent yapmayı amaçladı.&lt;br /&gt;Kimi iddialara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethinden sonra Truva'ya giderek Truvalı kahramanların anısına kurban kesmiştir ve "Truvalıların öcünü aldım" demiştir.&lt;a name=".C3.87andarl.C4.B1_Halil_Pa.C5.9Fa.27n.C4.B1n_idam.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çandarlı Halil Paşa'nın idamı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih, İstanbul’un fethi sırasında ve ilk tahta geçtiğinde (II. Mehmed Han'ı sabırsız, deneyimsiz gördüğünden) sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Böylece herkes genç hakana boyun eğdi. Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra Yedikule'de Altın Kapı'da kırk gün hapis edildi, 10 Temmuz'da gözlerine mil çekildi (boyun eğiceği yerde Hakan'a dik baktığından, itaatsizliğinden) ve idam edildi. Daha sonra kemikleri oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik'e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yeni_fetihler" name="Yeni_fetihler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yeni fetihler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 -1457 arasında üç kez peşpeşe Sırbistan'a sefer düzenlendi. Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.&lt;br /&gt;Sırp Kralı Bronkoviç'in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar. Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut Paşa, 1459'da başkentleri Semendire'yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği'ni oluşturdu. Böylece Sırbistan'da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu.&lt;br /&gt;İstanbul'un fethinden sonra Bizans İmparatoru XII. Konstantin'in oğulları, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora'da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı. Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458'de harekete geçti. Korent'i ele geçiren Fatih, Mora'nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu. Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios'a karşı Arnavutların desteğini alan Tomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine 2.kez Mora'ya sefer düzenlendi. Tomas, Papa'nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi. Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı (1465).&lt;br /&gt;Anadolu seferine çıkan Fatih Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra'yı, Candaroğulları'nın elindeki Sinop'u aldı.&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmed 1477'de Kırım Hanlığı'nı Osmanlı Devleti'nin egemenliği altına aldı. 1479'da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk'taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora'daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik'le anlaşmaya varınca, İtalya'nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480'de İtalya'nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi. Otranto, Roma'ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.&lt;br /&gt;&lt;a id="Bosna-Hersek_seferleri_ve_Bosnal.C4.B1lar.C4.B1n_M.C3.BCsl.C3.BCman_olu.C5.9Fu" name="Bosna-Hersek_seferleri_ve_Bosnal.C4.B1lar.C4.B1n_M.C3.BCsl.C3.BCman_olu.C5.9Fu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bosna-Hersek seferleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp'ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmut Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey'e Bosna'nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı. Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna'ya girdi.&lt;br /&gt;İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı. Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman "Bogomil" mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortadoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı. Bu Müslüman Bosnalılara "Boşnak" denilmektedir.&lt;br /&gt;Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna'yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan'a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donmasıyla Mora ve Ege'deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Eflak_ve_Bo.C4.9Fdan_seferleri" name="Eflak_ve_Bo.C4.9Fdan_seferleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eflak ve Boğdan seferleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği'nin başına Fatih tarafından Vlad (Kazıklı Voyvoda) getirilmişti(1456). Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu Vlad'ın Fatih'in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflâk'a bir sefer düzenledi. Boğdan'dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri voyvodayı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad'ı esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi.&lt;br /&gt;1455'ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği'nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu.&lt;br /&gt;&lt;a id="Arnavutluk_seferleri" name="Arnavutluk_seferleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Arnavutluk seferleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papalık ve Napoli krallığının desteği ve kışkırtmasıyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi'ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa'yı şehit etti ve İlbasan kalesi'ni kuşattı. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi'ne çıktı (1467). Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Jean geçmişti. Arnavutlukta başlayan kargaşa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini başlattı. Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. Nihayet 1479'da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;a id="Pontus_Rum_Devleti.27nin_y.C4.B1k.C4.B1l.C4.B1.C5.9F.C4.B1" name="Pontus_Rum_Devleti.27nin_y.C4.B1k.C4.B1l.C4.B1.C5.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pontus Rum Devleti'nin yıkılışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1461'de Pontus Devleti'nin (Trabzon İmparatorluğu) başkenti Trabzon'u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462'de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi'ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler'le arası açıldı. Bu olay, 1479'a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu. Fatih'in Ege'de ki fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, İmroz, Midilli ve Tenedos'dur. 1465'te Hersek'in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk'taki bazı kaleleri fethetti.&lt;br /&gt;&lt;a id="Fatih.27e_kar.C5.9F.C4.B1_Karamano.C4.9Fullar.C4.B1_ve_Akkoyunlular_ittifak.C4.B1" name="Fatih.27e_kar.C5.9F.C4.B1_Karamano.C4.9Fullar.C4.B1_ve_Akkoyunlular_ittifak.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fatih'e karşı Karamanoğulları ve Akkoyunlular ittifakı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular'la ittifak kurdu.&lt;br /&gt;Fatih, 1466'da yeni bir Anadolu seferine çıktı. Karamanoğullarının başkenti Konya'yı ele geçirdi. Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471'de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı. Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Ertesi yıl da Karamanoğulları beyliğini tamamen ortadan kaldırdı.Bu Karamanoğulları beyliğinin sonu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C3.96l.C3.BCm.C3.BC"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fatihin Ölümü&lt;br /&gt;Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze'deki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de söylenir. Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı. Fatih Camisindeki Türbesinde tek başına yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yenilikleri_ve_kanunnameleri" name="Yenilikleri_ve_kanunnameleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fatihin Yenilikleri ve kanunnameleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti'ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçe'den başka Arapça, Farsça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. "Avni" takma adıyla şiirler yazdı. Şiirleri Fatih Divanı (1944), Fatih’in Şiirleri (1946), Fatih ve Şiirleri (1959) gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa'yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu'nun İstanbul'da kalmasını sağladı. Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini'yi 1479'da İstanbul'a getirterek resimlerini yaptırdı.&lt;br /&gt;Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı. Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu. Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane darüşşifa (hastane), hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.&lt;br /&gt;&lt;a id="E.C4.9Fitim_ve_k.C3.BClt.C3.BCr" name="E.C4.9Fitim_ve_k.C3.BClt.C3.BCr"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eğitim ve kültür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmed'in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman'ı kurmuştur. Sahn-i Seman İstanbul'un ilk Türk yükseköğretim kurumudur. Sahn-ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler. Sahn-ı Semân'ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu'dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hattâ bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, ama bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır. Sahn-ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye medresleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer'î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;________________________&lt;br /&gt;&lt;a id="Dipnotlar" name="Dipnotlar"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İnalcık, Halil, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I s.61 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İnalcık, Halil, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600) s.28.29.30&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Babinger, Franz, a.g.e. s.37-103&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-1656519746944979239?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/1656519746944979239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=1656519746944979239&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1656519746944979239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1656519746944979239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2008/07/ii-mehmed.html' title='II. MEHMED'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8523678553204012124</id><published>2007-08-21T13:43:00.000-07:00</published><updated>2007-08-21T14:01:14.001-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bizans Tarihi'/><title type='text'>Selçuklu Ülkesinde Bizanslı Mülteciler</title><content type='html'>Türk Bizans ilişkileri Malazgirit savaşından sonra Türklerin Anadoluyu yurt edinmesiyle başlar. Türk Bizans ilişkileri sadece savaşlardan ibaret değil sosyal, kültürel ilişkiler de gelişmiştir. Bizans kaynaklarında Türkler, Barbar veya kyafir diye tanımlanmıştır. Türklerin ilerleyişini dini kriterlere bağlıyorlar. Bizanslı yazarlar Türklerle ilişki kurmayı hainlik diye değerlendirirken, Bizans'tan Selçuklulara iltica edenler hakkında pek bir şey yazmamışlar. İlk mülteci Bizasnlı Prens I. Alexios'un oğlu İshakiosdur..İshakios, İmparator olmak için mücadele vermiş ancak başarılı olamamıştır. Aynı zamanda Joannes, Andronikos, III. Alexios Selçuklulara sığınmışlar. Bizans'tan iltica eden soylular Thedoros Angelos, Nikoforas Vatates, Theodoros Vatates, VIII. Mikail v.s.. Mültecilerin Selçuklulara sığınan mülteciler  İmparatorluğu devirmek isteyenler, soylular ve Selçuklu yömetimini tercih eden yerli halktı. Mültecilerin Selçukluları tercih etmesindeki sebepler, Konya sarayında Ortodoks Rum varlığının etkisi, Dinsel hoş görüdür. Taht düşünü Prensler ise kendi çıkarları için Selçuklu'ları tercih etmişlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8523678553204012124?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8523678553204012124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8523678553204012124&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8523678553204012124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8523678553204012124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/08/seluklu-lkesinde-bizansl-mlteciler.html' title='Selçuklu Ülkesinde Bizanslı Mülteciler'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-991497330404811667</id><published>2007-08-19T14:37:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T09:15:47.061-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bizans Tarihi'/><title type='text'>1082-1302 Bizans Venedik İlişkileri</title><content type='html'>Birinci Alexsios Komnenos Venediklilerle bir anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Venedik, Bizans'ın tüm limanlarında vergi vermeden ticaret yapma hakkını kazandı. Bu ise Venediğin Bizanstan üstün bir hale gelmesini sağladı. Bizans hem özgürlüğünü kaybetti hemde Batıya bağlı bir Devlet oldu. Bildiğimiz gibi bu dönemlerde Haçlı seferleri vardı. Zaten IV. cü Haçlı seferinin amacı İstanbul Şehrini ele geçirmek ve Batılı birini imparator ilan etmekti. Nisan 1204 yılında İstanbul'u zaptettiler ve bir latin devleti kurdular. Venedik, şehrin kıyılarını ve adalarını almakla bir koloni devlet oldu.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,204)"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;1204-1206 İznik Rum İmp Durumu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İlk imparator I.Theodosius Laskaris 1219'da yaptığı anlaşma ile Venediğe vergiden muhaf ticaret yapma hakkı verdi ancak halkına yabancı mal almayı yasakladı. Bunu yapmasıyla birlikte Venedikle yaptığı anlaşmanın değeri kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,204)"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;1261-1302 Bizans'ın Durumu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1261'de İstanbul latin ijgalinden kurtuldu. Türkler, Batılılar, Sırplar, Bulgarlar, Venedik ve Cenevizlilere karşı verilen mücadele sonucu kaybettiği topraklar yüzünden Bizans adeta kendi toprakları içinde hapsedilmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-991497330404811667?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/991497330404811667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=991497330404811667&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/991497330404811667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/991497330404811667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/08/1082-1302-bizans-venedik-ilikileri.html' title='1082-1302 Bizans Venedik İlişkileri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-6517579220954067475</id><published>2007-08-02T16:07:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T09:19:23.795-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bizans Tarihi'/><title type='text'>Bizans Toplumunda Düğün Törenleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#996633;"&gt;Bizans Toplumunda Kadinin Yeri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kadının genel görevi anne olmaktı. Aile içinde saygınlığı var ama aile dışında ikinci plandadır. Evlenmeye gelince, Halk düğünleri ve Aristokrat düğünleri yapılırdı.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,204)"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;Halk Düğünleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Dini baskı ve kurallara daha çok Halk düğünleri için geçerliydi. Arabulucular kızı görmeye ve istemeye giderlerdi. Eğer kızı verirlerse, Damatla Gelin nişanlanırdı. Kız tarafından çeyiz hazırlanırdı. Düğün öncesi Törenler yapılırdı. Dini nikah yapılırdı. Gelin ile Damat elbiselerini giyerlerdi ve kliseye giderlerdi. Halk düğünleri genelde yedi gün &lt;span style="COLOR: rgb(51,51,51)"&gt;sürerdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,204)"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;Aristokrat Düğünleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gelinde güzellik, soyluluk, zenginlik ve bakirelik nemliydi. Damat ise soylu, komutan olmalıydı. Komşu ülke Kralı da olabilirdi. Dışardan gelenlerin İisim ve Dini değiştiriliyormuş. Aristokrat düğünleri iki hafta veya bir ay sürermiş.&lt;br /&gt;Gelin hamamı, Yüzük. Görücü, Çeyiz gibi adetler Türklerde de var. Bu ise Kültür alış verişin olduğunu göstermektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-6517579220954067475?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/6517579220954067475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=6517579220954067475&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6517579220954067475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6517579220954067475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/08/bizans-toplumunda-dn-trenleri.html' title='Bizans Toplumunda Düğün Törenleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-3409259043269487446</id><published>2007-08-02T16:03:00.000-07:00</published><updated>2008-07-03T04:04:59.161-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Humbaracılar ve Görevleri</title><content type='html'>Humbara uzak savaş silahıdır. Humbaracılar savaş sırasında bu silahları kullanırlardı. Humbaracılar ikiye ayrılırdı.Merkezde bulunanlar ve Taşrada bulunanlar. Merkezdekiler ulufeli, Taşradakiler ise dirlikli idiler. Hepsinin amiri Humbaracı başıydı. Önceleri Cebeci ve Topçu ocağına bağlıydı. İstanbul'un fethinden sonra müstakil bir ocak oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-3409259043269487446?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/3409259043269487446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=3409259043269487446&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3409259043269487446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3409259043269487446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/08/humbaraclar-ve-grevleri.html' title='Humbaracılar ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-846856793542923837</id><published>2007-08-02T15:56:00.000-07:00</published><updated>2008-07-03T04:05:59.954-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Topçular</title><content type='html'>&lt;span style="color:#663300;"&gt;a). Topçubaşı ve Görevleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İmalatçı ve Atıcı zümre diye ikiye ayrılıyorlardı. Asker kaynağı acemi ocağıydı. Sefere ordunun arkasından giderlerdi. Barış zamanında Beyoğlu'nun güvenliğini sağlıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;b). Top Çeşitleri ve İsimleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Şayka, Şahi, Havan, Prank, Darbzen, Balyemez gibi Toplar büyük toplardandı. Önceleri Taş Gülle kullanılırken daja sonra Demir, Tunç Gülle kullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;c). Top Arabacıları ve Görevleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Topçu neferinin olduğu yerde arabacı neferi de olurdu. Defşirme sistemiyle nefer alınırdı. Bu ocağın mensupları araba imal edip bunları kullanırlardı. Kumandanı top arabacısı başıydı. Kendi içlerinde birliklere ayrılırlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-846856793542923837?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/846856793542923837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=846856793542923837&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/846856793542923837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/846856793542923837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/08/topular.html' title='Topçular'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2183225630321836624</id><published>2007-08-02T15:53:00.000-07:00</published><updated>2007-08-02T16:27:43.673-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Cebeci Başı ve Görevleri</title><content type='html'>Silah yapımı ve onarımı ile uğraşıyorlardı. Yeniçeriler için sefere silah nakli yaparlardı. Cebecilerin amirine Cebeci Başi denirdi. İstanbu'un, Ayasofya'nın, Ahırkapının ve Kocapaşa'nın güvenliğini sağlarlardı. Taşradan toplanan cebecilere ''Yerli Kulu'' denirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2183225630321836624?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2183225630321836624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2183225630321836624&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2183225630321836624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2183225630321836624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/08/cebeci-ba-ve-grevleri.html' title='Cebeci Başı ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-7941128072199395468</id><published>2007-07-29T07:52:00.000-07:00</published><updated>2007-07-30T03:21:49.607-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Yeniçeriler</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a). Bölümleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1'nci bölüm: Savaş esirlerinin Gelibolu at gemilerinde çalıştırılıp kısa bir eğitimden sonra askere alınmasıdır.&lt;br /&gt;2'nci bölüm: Esir ve Devşirmenlerin Türk çiftçilerin yanına bırakılarak Türk Örf ve geleneklerinin öğretilmesidir.&lt;br /&gt;3'ncü bölüm: Acemi ocağına alınıp, bedergah ile yeniçeri olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b). Kışlaları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İlk yeniçeri kışlaları Edirnedeydi. İstanbulun fethinden sonra İstanbulda kuruldu. Bu kışlalara ''Oda'' denirdi. Eski odalar Şehzade camii yerindeydi. Daha sonra Aksaray'da yeni odalar yapıldı. 1826'da Yeniçer Kışlaları yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c). Kullandıkları Silahlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Silah olarak uzak ve yakın savaş silahları kullanırlardı. Ok, Kılıç, Hançer ve Balta kullanırlardı. 18y.y'dan itibaren Tüfek kullanmaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;ç). Yeniçeri Ocağı'nın Bozulma Sebepleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1. Tüzüğe aykırı olarak Ocağa er alınması.&lt;br /&gt;2. Kanuniden itibaren Padişahların Ordunun başına sefere çıkmaması.&lt;br /&gt;3. Yeniçerilerin evlenmesi.&lt;br /&gt;4. Yeniçerilerin esnaflık ile uğraşmaları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-7941128072199395468?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/7941128072199395468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=7941128072199395468&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7941128072199395468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7941128072199395468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/yenieriler.html' title='Yeniçeriler'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-662867448494382005</id><published>2007-07-29T07:42:00.000-07:00</published><updated>2007-07-30T03:22:22.244-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Osmanlı Merkez Kuvvetlerinin Asker Kaynakları</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a). Pençik Sistemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İslam Hukukuna göre devlete kalşan esirler ilk önce Türk ailelerin yanına verilip belirli bir eğitimden geçirilirlerdi. Daha sonra bu kişiler acem,i ocağına ordan da yeniçeri ocağına gönderilirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b). &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Devşirme Kanunu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı tebasındaki Hristiyan azınlıkların çocuklarının Küçük yaşta alınıp asker olarak yetiştirilmesi kanununa denir.İlk önce Rumeli'de uygulandı. Başarılı olan öğrenciler Saraya alınırlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-662867448494382005?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/662867448494382005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=662867448494382005&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/662867448494382005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/662867448494382005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/osmanl-merkez-kuvvetlerinin-asker.html' title='Osmanlı Merkez Kuvvetlerinin Asker Kaynakları'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-7615507906669795048</id><published>2007-07-26T09:26:00.000-07:00</published><updated>2007-07-30T03:23:27.614-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>İslam Hukukuna Göre Toprak Türleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a). Öşri Araziler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların topraklarıdır. Toprağın verimliliğine göre vergi alınırdı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b). Haraci Araziler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gayri Müslimlerin topraklarıdır.Alınan vergiye Haraci denir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c). Miri Araziler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fetihlerde elde edilen otpraklar ve mülkiyeti devlete ait topraklardır. Askeri zümre tarafından tasaruf edilirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-7615507906669795048?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/7615507906669795048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=7615507906669795048&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7615507906669795048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7615507906669795048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/islam-hukukuna-gre-toprak-trleri.html' title='İslam Hukukuna Göre Toprak Türleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-4778949822634576777</id><published>2007-07-26T09:21:00.000-07:00</published><updated>2007-07-30T03:24:02.467-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Osmanlı Kanunamelerinde Toprak Türleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a). Mülk Arazi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Alınıp satılır, evlada geçer veya herhangi bir vakıfa bırakılabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b). Vakıf Arazileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geliri herhangi bir kuruma bırakılan arazilerdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c). Mevali Arazi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir işe yaramayan, kayalık çöl durumundaki arazilerdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;ç). Miri Arazi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vergi ve Hizmete göre ayrılırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-4778949822634576777?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/4778949822634576777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=4778949822634576777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4778949822634576777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4778949822634576777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/osmanl-kanunamelerinde-toprak-trleri.html' title='Osmanlı Kanunamelerinde Toprak Türleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2476301406324827860</id><published>2007-07-26T09:15:00.000-07:00</published><updated>2007-07-26T09:20:56.678-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Kadı ve Görevleri</title><content type='html'>Kzaların mülki amiridir. Belediye ve yargı işlerinden sorumluydu. Daha sonraları yargıcılık görevi ön plana çıkmıştır. Şer-i ve Örfi meselelerde karar verilerdi. Medreselerden yetişirdi. En küçük rütbeli Kadı nahiye Kadısıydı. Bundan sonra Sancak Beyi, Beyler Beyi, Eyalet Kadısı gelirdi. En yükseği Mekke, Medine kadılığı yapardı. Önü açıksa Kazasker ve Şeyhül İslam olabilirlerdi. Kadı'nın işlerine Sancak Beyi veya Beyler Beyi karışamazdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2476301406324827860?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2476301406324827860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2476301406324827860&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2476301406324827860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2476301406324827860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/kad-ve-grevleri.html' title='Kadı ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8553662931202184019</id><published>2007-07-26T09:07:00.000-07:00</published><updated>2007-07-26T09:14:45.890-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Beylerbeyi ve Görevleri</title><content type='html'>Eyaletin en yüksek rütbeli idarecisidir. Hem mülki hem de idari amirdir. Çok fazla geliri vardır. Has denilen Dirlikler alırlardı. Sefer emri alınca istenilen yerde askerleriyle gitmek zorundaydı. Brylrtbryliklerden rütbece en yükseği Rumeli Beylerbeyliğiydi. Ondan sonra Anadolu Beylerbeyisi gelirdi. Beylerbeyinin oturduğu yer Merkez Sancak adını alırdı. Rumeli Beylerbeyi İstanbul'da oturduğu zaman Divana katılma hakkına sahipti. Anadolu beylerbeyisi Eminönünde, Rumeli Beylerbeyisi ise Manastırda otururdu. Beylerbeyi eyaleti'nin idaresi ile kararlar Divanda alınırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8553662931202184019?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8553662931202184019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8553662931202184019&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8553662931202184019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8553662931202184019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/beylerbeyi-ve-grevleri.html' title='Beylerbeyi ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-1159887844150307600</id><published>2007-07-03T17:04:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T17:16:07.230-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Özel Statüdeki Birimler</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a). Hükümet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yavuz'dan itibaren bir kısmı da Kanuni döneminde oluştu. Cizre, Genç, Muhamediye, Bitlis, Hakkari gibi yerler hükümet adıyla anılırıdı. Bunlar srbest beylerbeyi düzenindeydi. Yöneticiye hakim denirdi. Her yıl vergi verirler ve Doğuya yönelik seferlerde Devlete askeri yardım yaparları.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b). Yurtluk Ocaklık&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yavuz zamanında Hükümetlerin dışında bazı yerler Yurtluk, Ocaklık oldu. Yönetim yerli reislere bırakıldı. Serbest Sancak satüsündeydi. Sefer sırasında sefere katılırlardı. Buralarda geleneksel, idari yönetimde aşiret sistemi vardı. İsyanlar dışında devlet bunlara karışmazdı. Sekman, İtek, gibi yerler örnek olarak gösterilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-1159887844150307600?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/1159887844150307600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=1159887844150307600&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1159887844150307600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1159887844150307600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/zel-statdeki-birimler.html' title='Özel Statüdeki Birimler'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-139149119120132338</id><published>2007-07-03T16:59:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T17:04:37.200-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Eyalet Sistemi ve Çeşitleri</title><content type='html'>İkiye ayrılır. Vergisini yıllık olarak ödeyenlere saliyeni eyaletler denirdi. Merkezden uzak olan heyaletlerdir. Mısır, Habeş, Ymen ve Akdeniz adaları saliyanelidir. Buralardan alınan vergi o bölgenin yıllık gelirine göre değişirdi. Saliyanesiz eyaletler ise zeamet, timar ve sahibi arz adıyla anılan kişilerin yönetimine verilirdi. Devlete asker yetiştirmekle yükümlüydüler. Başlangıçta iki taneydi. Fatih zamanında dörde çıktı. Konya, Karaman, Erzurum gibi yerler saliyanesizdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-139149119120132338?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/139149119120132338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=139149119120132338&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/139149119120132338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/139149119120132338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/eyalet-sistemi-ve-eitleri.html' title='Eyalet Sistemi ve Çeşitleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-1348888391622832957</id><published>2007-07-03T16:24:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T16:44:42.126-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>İmtiyazlı Hükümetler</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a). Kırım Hanlığı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1475 yılında Osmanlıya bağlandı. Kırım hanları iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise Osmanlıya bağlıydılar. Hutbe okutup para bastırma hakları vardı. Askeri yardımda bulunmak göreviydi. Osmanlıya vergi vermezlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b). Mekke Emirliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yavus Sultan Selim'in Mısır ihlakından sonra Osmanlıya bağlandı. Zengin değillerdi ve merkezden maddi yardım gönderilirdi. Cidde gümrüğün gelirleri ve Mısır hazinesinin bir kısmı buraya verilirdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c). Eflak Voyvodalığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yarı bağımsızdı. Voyvoda denilen yerli yöneticiler tarafından yönetilirdi. Voyvodaları Boyar deilen beyler seçerlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;ç). Boğdan Voyvodalığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Romanya, Moldova topraklarındaydı. XVIII y.y'da buralara merkezden Voyvodalar atanmıştır. Fatih zamanında Osmanlıya bağlanmıştır. Hem Kırım hemde Osmanlıya vergi verirlerdi. 1571 senesinde İmtiyazlı konumuna geldiler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;d). Rakuza Krallığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan'ın dalmaçya kıyılarındadır. Osmanlı devletine bağlanmış en eski devlettir. Orhan gazi zamanından beri vergi veriyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;e). Sakız Cumhuriyeti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1565 yılına kadar vergi vererek Osmanlıya bağlılıkalrını sürdürdüler. Vergi gevşekliği yüzünden silahsız olarak 1565'te devlete bağlandı. Padişah değişikliklerinde buraya ''Ahidname'' göderilirdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;f).Erdel Krallığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı'nın başını ağırtmıştır. Avusturya ile sürekli çekişmelere neden olmuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-1348888391622832957?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/1348888391622832957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=1348888391622832957&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1348888391622832957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1348888391622832957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/imtiyazl-hkmetler.html' title='İmtiyazlı Hükümetler'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-3896991045297485661</id><published>2007-07-03T16:20:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T16:24:00.491-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Reisülküttab ve Görevleri</title><content type='html'>Divanda oy kullanma hakkı yoktu ama verdiği kararlar önemliydi. Birokraside Nişancı'nın altındaydı. Divanda görüşülecek konuları sesli okurlardı. Alınan kararları hüküm ve berat haline getirilerdi. Tercüme ve cevap yazılarını da yazarlardı. Devletin gizli işlerinden haberdar olurlardı. XVIII y.y'da önemleri arttı. XVIII y.y'dan sonra devletin dış işleriyle uğraşmaya başladılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-3896991045297485661?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/3896991045297485661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=3896991045297485661&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3896991045297485661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3896991045297485661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/reislkttab-ve-grevleri.html' title='Reisülküttab ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-6374420324814749746</id><published>2007-07-03T16:14:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T16:19:50.863-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Kazaskerlik ve Görevleri</title><content type='html'>I. Murad zamanında döneminde kuruldu. Başlangıçta bir taneydi ancak Fatih döneminin sonlarında sayıları ikiye çıktı. Kazaskerler sorumlu oldukları eyaletin tain ve tevcihlerinden pay alırlardı. Kuruluş amacı askeri davalara bakmaktı ancak daha sonra sivil ve halk davalarına bakmaya başladılar. Müderislik ve Kadı tayinlerinde Sadrazam'ın onayını alarak karar verirlerdi.Salı Çarşamba Divanlarına katılırlardı. Rütbe bakımından Rumeli, gelir bakımından Anadolu kazaskerliği üstündü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-6374420324814749746?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/6374420324814749746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=6374420324814749746&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6374420324814749746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6374420324814749746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/kazaskerlik-ve-grevleri.html' title='Kazaskerlik ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2002938145886306301</id><published>2007-07-03T16:07:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T16:14:19.557-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Nişancı'nın Görevleri</title><content type='html'>Berat ve Ahidname gibi doğrudan padişaha ait belgelere tuğra çekerlerdi. Arazi kayıtlarının olduğu defterleri korumak ve saklamak onun denetimindeydi. Örfi kanunların müftüsü durumundadır. 17 asırın sonlarından itibaren. Divan-ı Hümayün'ün bütün işleri Reisülküttaba kaydı. Nişancı'nın görev ve yetkileri azaldı. Divan'ın asli üyesiydi. 1836'da II.nci Mahmud tarafından kaldırıldı. Çünkü XVIII asırda devletin idaresi birokratların eline geçmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2002938145886306301?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2002938145886306301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2002938145886306301&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2002938145886306301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2002938145886306301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/niancnn-grevleri.html' title='Nişancı&apos;nın Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-877026219835963373</id><published>2007-07-03T16:03:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T16:07:37.415-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Sadrazam Kaymakamı'nın Görevleri</title><content type='html'>Sadrazam vekili durumunda olan kaymakamlardır. Uuzun süreli seferler sırasında görev alırlardı. Sadrazam İstanbul'da olmadığı zaman onun vekili olarak işleri yürütürlerdi. Bazı yüksek rütbeli tainler dışındaki tainleri yaparlardı. Sadrazam'ın mühürünü taşırlardı. Görevden alınan Sadrazam'ın yerine vekalet ederlerdi. Yabancı tüccarlar ile kararlar alamazdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-877026219835963373?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/877026219835963373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=877026219835963373&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/877026219835963373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/877026219835963373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/sadrazam-kaymakamnn-grevleri.html' title='Sadrazam Kaymakamı&apos;nın Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-1604910943876929608</id><published>2007-07-03T15:55:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T16:02:53.340-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Hademe-i Babı Asafi</title><content type='html'>Paşa kapısında (Sadrazam Konağı) çalışanların tümüne verilen addır. Sadaret kethüdası, Reüsül küttap, Çavuşbaşı, Tezkireciler, İç Ağaları, Silahdar, Müteferika, Çadır Ağası, Tedbil Ağası, Mehter Başısı bulunurdu. Ayrıca iç ve dış halkı dediğimiz Enderun ve Birun görevlileri de vardı. Enderunlu iç ağalara sakallı ağalar denirdi. Bunlar imam, berberbaşısı, şamdan ağası gibi görevlilerdi. Birunlu olan dış ağalara bıyıklı ağalar denirdi. Bunlar silahdar, miftah, çuhadar gibi görevlilerdi. Bunların tüm masaraflarını Sadrazam kendi cebinden karşılardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-1604910943876929608?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/1604910943876929608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=1604910943876929608&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1604910943876929608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1604910943876929608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/hademe-i-bab-asafi.html' title='Hademe-i Babı Asafi'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8107957781071106168</id><published>2007-07-03T15:48:00.000-07:00</published><updated>2007-07-03T15:55:28.742-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Veziriazamın Yetki ve Sorumluluğu</title><content type='html'>Padişaha sormadan Timar arazi verebilirdi. Çarşamba ve ikinci Divanlarına başkanlık ederdi. Şehir denetimleri yapardı. Halkın şikayet ve isteklerini alırdı. Tersaneyi teftiş ederdi. Narh kontorlu en önemli işlerinden biriydi. Şeyhülislamı ziyaret ederdi. Sadece devletin mülki amiri değil askerin de komutanıydı. Savaş sırasında sınırsız yetkilerle donatılırdı. Yaptığı harcama ve tainlerin hesabı sorulmazdı. Maaş olarak Has denen dirlik alırlardı. Tainlerden caize adlı gelirleri ve Yabancı devletlerden pişkeş adlı hediyeler alırlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8107957781071106168?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8107957781071106168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8107957781071106168&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8107957781071106168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8107957781071106168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/07/veziriazamn-yetki-ve-sorumluluu.html' title='Veziriazamın Yetki ve Sorumluluğu'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-7419587053952797025</id><published>2007-06-27T01:58:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T03:50:54.436-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>SİNEGOGLAR</title><content type='html'>Neve Şalom Sinagogu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatada büyük Hendek caddesi üzerinde bulunur. Barış Vahası anlamına gelmektedir. İstanbul'un en modern ve en görkemli sinogogudur. Düğün, cenaze, bar gibi birçok dini törene sahne olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanbolu Sinogogu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makedonya'nın Yanbolu kasabasından göçedenlerin tarafından kuurlmuş ve adını bunlar vermiştir. Balatta bulunur, yörenin ikinci musevi yapıtıdır. Toprak boyalı tabloları vardır ve Yanbolu kasabasını resmetmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyan Sinogogu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galata'da şair Ziya Paşa yokuşu üzerindedir. Osmanlı imparatorluğu tebasında yaşayan İtalyan ve Avusturyalı museviler tarafından kurulmuştur. 1886'da hizmete girmiştir. Gotik stilinde cephesi ve mermerden merdivenleri yapılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-7419587053952797025?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/7419587053952797025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=7419587053952797025&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7419587053952797025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7419587053952797025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/sinegoglar.html' title='SİNEGOGLAR'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-5142378881102963268</id><published>2007-06-27T01:37:00.000-07:00</published><updated>2007-06-27T01:57:42.197-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Çemberlitaş</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.butiktur12.com/upload/cemberlitas.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.butiktur12.com/upload/cemberlitas.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;M.S 330'da Başkentin Roma'dan İstanbula nakli sebebiyle şehrin ikinci tepesinde oval bir meydan'da İmparator Konstantinin şerefine dikilmiştir. Orjinalinden daha kısa haliyle günümüze gelebilmiştir. Eskiden üstünde Konstantin'in güneş tanrısı bulunuyormuş. Sütünun porfir blokları çatladığı ve yangınlardan hasar gördüğü için demir çemberlerle çevrilmiştir. Mermer başlık 12 asıra aittir. Alttaki örme takviye kısmı ise 18 aıra aittir. Sütünün dibindeki küçük bir odada erken Hristiyanlığa ait kutsal emanetler odası bulunduğuna inanlırmış. Buradan geçen yol Konstantinden beri aynı güzergahtadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-5142378881102963268?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/5142378881102963268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=5142378881102963268&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5142378881102963268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5142378881102963268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/emberlita.html' title='Çemberlitaş'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8781162050588770200</id><published>2007-06-17T17:23:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T17:47:31.356-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Rahmi Koç Müzesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bigglook.com/biggistanbul/images/semtler/eyub/rahmikocmuzedisbina2.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.bigglook.com/biggistanbul/images/semtler/eyub/rahmikocmuzedisbina2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Temelleri Bizans döneminde atılmıştır. III.cü Ahmed döneminde legerhane olarak kullanılmıştır. III. Selim döneminde onarılırmış ve1951 senesine kadar Maliye bakanlığı olarak kullanılmıştır.1951' sonra Tekel Cibalı tütün fabrikası'nın İspirto deposu olarak kullanılmıştır. 1984 senesinde çıkan bir yangın sonucu Müze'nin üst örtü sistemi epeyce hasar görür ve kullanılamaz hale gelir. 1991 senesinde Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından satın alınır. Restorasyonu iki buçuk sene sürer ve 13 Aralık 1994'de ziyarete açılmıştır. Günümüzde, 13 y.y usturlablarından 20 y.y Harley Davitson motosiklere kadar sekizyüze aşın teknik antika bulunmaktadır. Müze dört bölümden oluşmaktadır. Giriş katında havacılık ve denizcilik bölümü, çekici buhar makina ve modelleri gemi makinaları, madeni ve kağıt basım makinaları yer alır.Birinci katta; buharlı makina ve gemi makina modelleri, sıcak hava ve içten yanmalı motor modelleri, buharlı lokomotif modelleri, bulunmaktadır. İkinci katta; bilimsel ve iletişim aletleri bulunmaktadır. Müzenin açık teşhir alanında ise F-104 S Starfighter Savaş Uçağı ve bir dar hat lokomotifi bulunuyor. Pazartesi hariç hergün saat 10:00 - 17:00 arasında ziyarete açık tutulan müzede Cumartesi günleri özel etkinlikler yapılıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8781162050588770200?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8781162050588770200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8781162050588770200&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8781162050588770200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8781162050588770200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/rahmi-ko-mzesi.html' title='Rahmi Koç Müzesi'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8652703947123698810</id><published>2007-06-17T17:00:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T01:01:20.853-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Pier Lotti</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.istanbul.com/images/Lezzet/loti.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.istanbul.com/images/Lezzet/loti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.bigglook.com/biggistanbul/images/semtler/eyub/icsayfalar/pierre_loti_genel111.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.bigglook.com/biggistanbul/images/semtler/eyub/icsayfalar/pierre_loti_genel111.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Eyüp Sultan Camii'nin yanındaki mezarlıkların arasından upuzun merdivenleri tırmanmaya başlarken, bir yandan Haliç'i seyrediyor, bir yandan da ortamın yaydığı mistik huzuru soluyorsunuz. Yolun sonunda karşınıza tarihi Pierre Loti Kahvesi çıkıyor. Birkaç yüz yıllık geçmişe sahip kahve eşsiz manzarasıyla sizi alıp eski zamanlara, Cenevizlilere, Osmanlılara götürüyor.. 19. yüzyılın sonlarına kadar Rabia Kadın Kahvehanesi olarak bilinen, Fransız yazar Pierre Loti kahveyi mekan tutmaya başladıktan sonra Pierre Loti Kahvesi olarak anılan kahve, yıllardır aşıkların, kendisiyle buluşmak ve şehirden kaçarak spritüel bir huzur solumak isteyenlerin durağı. Pierre Loti, 1850-1923 yılları arasında yaşamış ünlü Fransız yazar ve oryantalist. Deniz subayı olan Loti, Türkiye'ye ilk kez 1876 yılında gelmiş ve bir yıl kalmış. Eyüp sırtlarındaki tarihi kahveyi de o yıllarda keşfetmiş. Haliç'in büyüsü mü bilinmez ama, Pierre Loti'yi oraya çeken bir diğer unsur da Aziyade ismindeki evli bir Osmanlı hanımıymış.&lt;br /&gt;Fransa'da evli olduğu söylenen Pierre Loti ile Aziyade arasında büyük bir aşk olduğu yıllarca efsane gibi dilden dile aktarılmış. Pierre Loti aynı isimli romanında Aziyade'ye olan aşkını gizlememiş. İşte o gün bugündür kahvenin adı Pierre Loti olarak anılmış. Kahvenin bulunduğu tepeye de Loti'nin anısı Pierre Loti Tepesi adı verilmiş.. Bu tarihi kahvenin hemen bitişiğindeki eski merdivenlerden çıkınca sağ tarafta, istanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 1997 yılında Pierre Loti Tepesi'ndeki yapıları istimlak ederek bölgeyi turizme kazandırmak amacıyla başlattığı projenin ürünleri karşımıza çıkıyor; metruk evlerin yerine Osmanlı-Türk mimarisine uygun yapılan ahşap konaklar. Mevcut yapıları muhafaza edilen turistik kompleksin yapımı 2000 yılında tamamlandı. Otel olarak hizmet veren altı konağa, Pierre Loti'ye yakın semtlerin isimleri verilmiş; Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp, Balat, Hasköy ve Fener konakları. Turquhause Butik Otel olarak turizme açılan konaklar 68 odalı ve130 yatak kapasitesine sahip. Tarihi konaklarda bir gece konaklamanın bedeli 60-100 dolar arasında değişiyor.İç mekanlar tesislerin içinde bulunduğu tarihi atmosfere uygun objelerle dekore edilmiş. Restoran ve kafenin tavanları kalemkarlar ve nakkaşlar tarafından özenle süslenmiş.&lt;br /&gt;Tesisin bulunduğu bahçe zevkli bir peyzaj çalışmasıyla ziyaretçilerin rahatça gezebilecekleri bir alana dönüştürülmüş. Pierre Loti'de konakların yanı sıra tarihi eserlerde restore edilmiş. Örneğin, 250 yıl önce idris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Sıbyan Mektebinin restorasyonu tarihi mimari'nin korunmasına katkı açısından önemli. Bahçedeki Niyet Kuyusu'na iki rekat namaz kılıp, niyet duasını okuduktan sonra gelenler kuyunun içine baktıklarında kaybettikleri değerli bir şeyin nerede olduğunu gördüklerine inananlar, bu umutla hâlâ kuyunun içini gözleyenler var. Tesisin girişinde Attan Düşen Ali Paşa'nın kabri de bulunuyor. Rivayete göre , rahmetli Paşa'nın padişahla arası açılmış, görevinden azledilmiş. Bir süre sonra padişah tarafından iade-i itibara mazhar olmuş ancak bu kez attan düşüp vefat etmiş. Pierre Loti Turistik Tesisleri'ne gelenler Halic'in muhteşem siluetini izlemenin yanı sıra Miniatürk'ü yukarıdan görme şansına da sahipler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;____________________&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bigglook.com/"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666666;"&gt;www.bigglook.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.istanbul.gov.tr/"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666666;"&gt;www.istanbul.gov.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.istanbul.com/images/Lezzet/loti.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666666;"&gt;www.istanbul.com/images/Lezzet/loti.jpg&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8652703947123698810?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8652703947123698810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8652703947123698810&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8652703947123698810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8652703947123698810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/pier-lotti.html' title='Pier Lotti'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-388280632549412210</id><published>2007-06-17T07:52:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T17:54:21.089-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Yedikule</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.living-turkey.com/living_in_turkey/photos/istanbul/yedikule.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.living-turkey.com/living_in_turkey/photos/istanbul/yedikule.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yedi tane kulesi ile çevresindeki semte adını vermiştir. İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle birlikte, Osmanlı hazinesinin korunması için, Bizans surlarına yapılan eklerle inşa edilmiştir. Cumhuriyete kadar başta hapishane olmak üzere çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. 1831’de sarayın arslanhanesi, 1856’da bir süre baruthane işlevini görmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;II Theodosius döneminde V. yüzyılda yaptırılan ve Bizans Dönemi kara surlarınının en önemli kapılarından biri olan Altın Kapı’nın iki kulesi ile aynı sıradaki iki Bizans kulesine dıştan eklenen üç silindirik kule ve bunları bağlayan dört sur duvarından oluşan beşgen planlı, yedi kuleli bir yapıdır. Altın Kapı’nın yanısıra Fatih’in yaptırdığı kuleli bir kapısı ve kuzeyinde bir koltuk kapısı vardır. Altın Kapı’nın iki yanındaki Bizans kulelerinden kuzeyde “Pastorama Kulesi” olarak bilinen ve “III. Ahmet Kulesi” olarak tanınan burcun aslı dörtgen planlı iken III. Ahmet ve III. Osman dönemlerinde sekizgene çevrilmiştir. Kapının güneyinde bulunan ve “Küçük Kule” olarak tanınan Bizans burcu ise 1766 depreminde yıkılmış, yerine yenisi yapılmamıştır. Büyük kulelerden kuzeydoğuda “Darı” yada “Hazine Kulesi” ile güneydoğuda “Kız” veya “Top Kulesi” silindirik gövdeli, ortadaki “Zindan Kulesi” çokgen gövdelidir. “Zindan Kulesi” nin bir diğer adı olan “Kitabeler Kulesi”, adını kulenin iki yanındaki duvarlara, buraya hapsedilen yabancı tutuklular tarafından kazılan yazılardan almaktadır. Hisar içinde bir mahalle oluşmuştu. Fatih döneminde yapılan caminin minaresi ve çeşme günümüze ulaşmıştır. Varlığından sözedilen okul ve mezarlar bugün mevcut değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;__________________________&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İzzet Kumbaracılar, Cahide Tamer; “Yedikule”, T. Turing Otomobil Kurumu Yayını, İstanbul.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Oktay Aslanapa; “Osmanlı Devri Mimarisi”, s.535, İstanbul 1986.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Oktay Aslanapa; “Türk Sanatı”,s.302, İstanbul 1997.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-388280632549412210?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/388280632549412210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=388280632549412210&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/388280632549412210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/388280632549412210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/yedikule.html' title='Yedikule'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-9021251298184909964</id><published>2007-06-16T18:12:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T06:17:09.994-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Önemli Haberler'/><title type='text'>Gostivar'da Türkçe Resmi Dil Oldu</title><content type='html'>&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://content.answers.com/main/content/wp/en/thumb/8/8e/300px-Gostivarriver.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;                                                                                               Vardar Nehri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ohri çerçeve anlaşmasından hareket ederek Makedonya'nın değişik belediyelerinde yüzde yirmi üstünde olan azınlıkların dilleri de Makedon dili yanında resmilik kazanıyor. Gostivar şehrinde çoğunluğu Arnavut ve Makedon halkı oluşturuyor.Türk azınlığı yüzde 9,08 olmasına rağmen, Gostivar Belediye Meclisi'nin toplantısında, yerel seçimden önce Arnavut Demokratik Bütünleşme Birliği ile Türk Demokrat Partisi arasında yapılan anlaşma dikkate alınarak, Türk dilinin 3. resmi dil olması karara bağlandı. Makedonya Türk Demokrat Partisi'nin Gostivar Belediye Meclisi üyesi Hayati Şaban, bugünkü toplantıda alınan karardan son derece memnuniyet duyduğunu belirterek şunu söyledi: ''Yerel seçimler öncesi, Arnavut Demokratik Bütünleşme Birliği ile görüşüp gösterdikleri belediye başkanı adayına Türk seçmenlerin desteği için yazılı anlaşmada bulunmuştuk. İki parti arasında anlaşma sağlanarak Türk dili, Gostivar'da 3. resmi dili haline geldi ve böylece Makedonya Türkleri bir büyük bir zafer daha kaydetti.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-9021251298184909964?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/9021251298184909964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=9021251298184909964&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/9021251298184909964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/9021251298184909964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/gostivar.html' title='Gostivar&apos;da Türkçe Resmi Dil Oldu'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8498819078497477338</id><published>2007-06-15T10:59:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T11:07:33.324-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Defterhane-i Amire</title><content type='html'>Bütün arazi kayıtlarını tescil eden (timar, has, zeamet, mülk, vakıf) defterlerin saklandığı yerdir. Topkapı Sarayı'nın Kubbe altının ücüncü kubbesinin altındadır. Defterhanede birkaç çeşit defter vardı. Detaylı defterlere mufassal defter, özet verenlere İcmel defterleri denirdi. Mufassal defterler devletin alacağı vergileri gün yüzüne çıkarmak için incelenirdi. Tanzimattan sonra vergiler için temettuat vergileri çıktı. Bunlar kimin ne is yaptığını yazan detaylı defterlerdi. İşleri idare eden müdüre genel defter emini denirdi. Defterhane-i Amire en büyük amirdir. Defterhane kaleminin işlerinden sorumluydu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8498819078497477338?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8498819078497477338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8498819078497477338&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8498819078497477338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8498819078497477338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/defterhane-i-amire.html' title='Defterhane-i Amire'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-7600657587715156390</id><published>2007-06-15T10:41:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T11:08:56.850-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Divan-ı Hümayun Defterleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a).Mühimme Defterleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;En eski mühhime defterleri Kanuni dönemine aittir. Mühimmeler birkaç çeşitti. Divan görüşmelerini içeren sıradan mühhime defteri, Gizli yazılan fermanları içeren mektum mühhime defteri, Seferdeki görüşmelerden tutulan ordu mühhimesi, Sadrazam seferde iken rikabı hümayun başkanlığında toplanan ve görüşmelerinden bahseden rikab mühimmesi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b).Ahkam Defterleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Valilere, kadılara hitaben yazılan hükümleri içerirdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c).Tahvil Defterleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vezir, Sancak beyi, gibi yüksek rütbeli devlet adamların atamaları bu defterde not tutulurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;ç).Ruus Defterleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Küçük rütbeli devlet adamların azil ve tainleri bu defterde not tutulurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;d).Ruznamce Defterleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Devletin geliri bu defterde kayıtlıydı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;e).Name Defterleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Osmanlı hükümdarların yabancı devlet başkanlarına göderdikleri mektup ve gelen cevaplardan bahsedilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;l).Ahidname Defterleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Osmanlı Devleti tarafından yabancı devletlere verilen imtiyazlar ve anlaşmalardan bahsedilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-7600657587715156390?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/7600657587715156390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=7600657587715156390&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7600657587715156390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7600657587715156390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/divan-hmayun-defterleri.html' title='Divan-ı Hümayun Defterleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-9139606067367585940</id><published>2007-06-15T09:55:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T11:10:08.276-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Divan-ı Hümayun Kalemleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a).Beylikçi Kalemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu kalem, divanda alınan kararları not tutar ve divanda görüşülen evrağı ilgili yerlere gönderirdi. Yazılan emir ve kararlardan fermana dair olanları Beylikçi düzenlerdi. Eğer yazılacak emir şikayet emri ise bunu beylikçinin mümeyyizi düzeltirdi. Bu kalemde beylikçiden başka kanuncu, ilancı ve mümeyyiz olmak süretiyle üç amir daha vardı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b).Tahvil Kalemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yüksek rütbeli devlet görevlilerinin atama kağıtları ile zeamet ve timarların kayıtları bu kalemdir. Amiri tahvil kasedarıydı. Devletce yazılan tüm beratlar, tahvil ve beylik katiperi tarafından yazılıp berat mümeyyizi tarafından düzeltilip amedci tarafından yazılıp berat mümeyyizi tarafından düzeltilip amedci tarafından kontrol edilerek gönderilirdi. Bu kalem bir kasedar ve bir mümeyyiz idaresinde üç sınıftan oluşuyordu. 1 ve 2 sınıf katipler mübeyyiz, 3.sınıf katipler de mulazımlardı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c).Ruus Kalemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Küçük rütbeli devlet görevlilerin nakil ve tayin işleri bu kalemde yapılırdı. Hazineden maaş alanların maaş işlerine burası bakar ve bütün muamele buradan sorulurdu. Bu kalemin işleri daha yoğun olurdu ve çalışan sayısı daha fazlaydı. Ruus kaleminde üç çeşit ruus vardı.Ruus kaleminden verilen ruuslar, rikab-ı hümayun ruusları, yani sadrazam cephedeyken hükümdarın emriyle rikabda verilen ruuslar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;d).Amedi Kalemi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Amedci Efendi, reisulkitabın özel kalem müdürüydü. Sadrazam tarafından padişaha yazılacak takrir, telhis ile yabancı devletlere gönderilen anlaşma yada mektup müsvedeleri bu kalem tarafından yazılır ve burada saklanırdı. Amedi kalemi devlet esrarına dair olan şeyleri yazdığından dolayı buraya alınanların çok iyi sır saklayan kişiler olmalarına dikkat edilirdi. Bu kalemin reisine Amedi ya da Amedci denirdi. Yeni verilen tımar ve zeametler dolayısıyla riesülkütaba verilmesi gereken vergileri amedci toplardı. Amedci, reisul kitabın sadrazama sunmak için müsvedesini yaptığı yazıları beyaza çeker ve kendisi de ikinci derecedeki işlerin telhislerini hazırlardı. Bunlar divan-ı hümayun'un asli kalemleridir. İkinci derecede teşrifatcılık ve vekanuilik kalemleri vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-9139606067367585940?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/9139606067367585940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=9139606067367585940&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/9139606067367585940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/9139606067367585940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/divan-hmayun-kalemleri.html' title='Divan-ı Hümayun Kalemleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-4734383738305511161</id><published>2007-06-15T09:50:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T11:10:30.220-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Divan Çeşitleri</title><content type='html'>Sarayda üç türlü divan toplanırdı.Birincisi divan-ı hümayun, ikincisi kapıkulu ocaklarına maaş verilmesi ve eşçi kabulu münasebetiyle toplanan Galebe Divanı, üçüncüsü de olağanüstü durumlarda yapılan ayak divanıdır. Ayak divanı en çok IV.Murad zamanında yapılmıştır. Bunların dışında Saray haricinde Sadrazam konağında toplanan ikindi divanı (Sadaret divanı) da vardı. XVIII asırda divan-ı hümayun'un görevini alşmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-4734383738305511161?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/4734383738305511161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=4734383738305511161&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4734383738305511161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4734383738305511161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/divan-eitleri.html' title='Divan Çeşitleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-3530756549483542847</id><published>2007-06-15T09:42:00.000-07:00</published><updated>2008-11-18T08:18:58.671-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Divan-ı Hümayun Üyeleri</title><content type='html'>Divan-ı Hümayun'un üyeleri başta vezir-i azam olmak üzere kubbe vezirleri, kazaskerler, nişancı , kaptan-ı deryalar ve defterdarlar idi. Ayrıca vezir rütbesindeki Yeniçeri ağaları ve Rumeli Beylerbeyi de divan toplantılarına katılırdı. Bunlar divanda kendilerine mahsus yerlerde otururlar ve iş görürlerdi. Fatih ortodoksa patriğini de ihya etmiş ve divan üyesi yapmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-3530756549483542847?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/3530756549483542847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=3530756549483542847&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3530756549483542847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3530756549483542847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/divan-hmayun-yeleri.html' title='Divan-ı Hümayun Üyeleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-3147128731515080386</id><published>2007-06-13T19:13:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T22:25:35.757-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Enderun ve Bölümleri</title><content type='html'>Enderun, Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısından girilen yerdir.Burada devşirme usulu ile alınan çocuklar eğitilir, yetiştirilirdi. Burada odalar koğuşlar vardı..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;a).Küçük ve Büyük odalar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;En alt rütbesindeki sınıf küçük odadır ve ardından büyük oda gelir. Küçük ve büyük odalarda eğitim gören enderunlulara dolamaçlı derlerdi. Bunlar dolama denilen bir giysi giyerlerdi. Diğer koğuştakilere ise kaftanlı derlerdi. Bunlar kaftan giyerlerdi. Bu koğuşta okuyan öğrencilere belli bir miktar maaş verirlerdi ve her türlü ihtiyaçları Saray'dan karşılanırdı. Bunlar Türkçe, Arapça, Farsça öğrenirlerdi. Bu ise Osmanlının eğitime verdiği önemin bir göstergesidir.Ayrıca yeteneklerine göre ok atma, kılıç kullanma, güreş gibi sporlarla da uğraşırlardı. Bu odalarda eğitimini tamamlayan örenciler bir üst koğuşa geçerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;b).Doğancı Koğuşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Padişah'ın av sporolarıyla ilgili bir koğuştu. Bu koğuş IV. Mehmed zamanında kaldırıldı. Bundan sonra sadece Birun'da yer alan şikar ağaları Padişah'ın av işleriyle ilgilendi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;c).Seferli Koğuşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bu koğuş IV.Mehmed zamanında kuruldu. Seferli koğuşu Enderunluların yeteneklerine göre sınıflandıkları bir koğuştu.Onlar bu sınıflarda kendilerini geliştirme fırsatı bulurlardı. Bu sınıflarda maskaralık yapan cüceler ve dilsiz denen bazı görevliler de vardı. Bu koğuşta bir süre eğitim gören Enderunlular daha sonra kiler koğuşuna geçerlerdi. Bir kısmı kapıkulu süvariliğine verilebilirdi. Bu koğuş II. Mahmud zamanında kaldırıldı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;ç).Kiler koğuşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Fatih Sultan Mehmed zamanında kuruldu. Derece itibariyle seferlikten daha yüksekti. Buradaki Enderunluların başlıca görevi Padişah has odada yemek yediğinde onun sofra hizmetini görmekti. Kilercibaşı terfi ederse Haznedarbaşı olurdu. Saray dışında ise Beylerbeyi olarak terfi edilirdi. Kiler koğuşundakiler mutfak, kiler, yiyecek içecek ile ilgili işlerle uğraşırlardı. Haremin her türlü yiyecek içeceğini karşıladığı gibi Sarayın mum ihtiyacını da karşılardı. Bu koğuş mensuplarının ücretleri vardı. Bu koğuştan yükselenler Hazine koğuşuna, yükselemeyenler ise kapıkulu süvariliğine geçerlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;d) Hazine Koğuşu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Fatih Sultan Mehmed zamanında kuruldu. Derece olarak Kiler'in üstündeydi. Amirleri Hazinedar başıdır. Onun altında Hazine Kethüdası, Kürkçübaşı gibi görevliler vardı. Hazine, Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısından girildiğinde karşıda sağ köşededir. Bu binayı da Fatih yaptırmıştır. İç Hazine de burdaydı.Bu koğuş mensupları Has odaya yükselir yada Kapıkulu süvarisi olurdu. Gelirleri daha fazlaydı. Hazine, bu koğuş mensupları tarafından korunurdu. Hazinedarbaşı, Padişah sefer giderken yada şehir içinde bir yere giderken yanında bulunurdu. Cuma ve Bayram namazlarında padişah'ın secadesini taşır, serer ve toplardı. Bazen Hazine Kethüdası'nın Vezirlik veya Beylerbeyi olarak dış hizmete çıktığı görülür.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;e). Has Oda ve Görevlileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmed zamanında kurulmuştur. Oda Saray'ın üçüncü kapısından girildiğinde meydanın sol köşesindeydi. Burada bulunan enderunlular Hırka-i Şerif dairesini süpürüp temizler, mübarek gecelerde öd ağacı yakarlar ve gül suyu serperlerdi. Yavuz'dan itibaren mukaddes emanetleri korumak da has odanın asli görevlerinden oldu. En büyük amirleri hasodabaşıdır. Hasodabaşı'nın altıda silahdar, cuhadar, rikabdar gibi görevliler gelirdi. Bunların altında tülbend ağası,miftah ağası gibi küçük rütbeli görevliler vardı. Hasodabaşı, silahdar, çuhadar, rikabdar, Padişah ile dilediği zaman serbestçe randevu almadan görüşebilirlerdi. Bu nedenle bu dört ağaya arz ağaları denirdi.&lt;br /&gt;Hasodabaşı: Padişah'ın en yakınıydı. Padişah'ın keftanlarını ve resmi kıyafetlerini o giydirir ve muhafaza ederdi. Hem dirlik tasarruf ederler hemde üç ayda bir devletten maaş alırlardı. Hükümdarın mühürlerinden birisi hasodabaşında dururdu.XVIII asır başlarında Çorluklu Ali Paşa'nın silahdarlığı zamanında hasodabaşı rütbece üstünlüğünü korudu ancak Saray'daki nüfüsve etki silahdarlara geçti. Makbul ve Maktul İbrahim Paşa, hasodabaşılığından Veizrliğe yükselen ilk ve son kişidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Silahdarlık:&lt;/span&gt; Yıldırım Beyazıt zamanında kuruldu. Sembolik görevi törenlerde Padişah'ın kılıcını taşımaktı. Enderunda asayiş ve güvenlikten sorumluydu. Enderunda cezalandırmaları Silahdar Ağa yapardı. Dış hizmetle bazen Yeniçeri bazen de Beylerbeyi olarak çıkardı. II.Mahmud zamanında kaldırıldı yerine Enderun Nazırlığı kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Çuhadar:&lt;/span&gt; Has odanın üçüncü veziri konumundaydı. Sembolik görevi Padişah'ın yağmurluğunu taşımak, kaftan ve kürklerine bakmak, Padişah namaza giderken halka para serpmekti. Terfi ederse Saray içinde silahdar, Saray dışında beylerbeyi,sancakbeyi olurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Rikabdar:&lt;/span&gt; Has oda'da dördüncü vezir konumundaydı. Başlıca vazifesi Padişah'ın çizmelerine ayyakkabılarına bakmak, onların temizliğini yapmaktı. Daha sonra bu görevler çuhadarlara intikal etti. Padişah İstanbul içinde bir yere gezmeye gittiğinde atının özengisini rikabdar ağa tutardı. XVII asırda Köprülü Mehmed zamanında has oda ağaları nüfüzlarını yitirdiler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Tülbend ağası&lt;/span&gt;:&lt;/span&gt; Padişah'ın sarık, çamaşır gibi giysilerini temizleyip korur.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Miftah ağası(anahtar)&lt;/span&gt; ise Tülbend ağa'nın yardımcısıydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-3147128731515080386?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/3147128731515080386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=3147128731515080386&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3147128731515080386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3147128731515080386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/enderun-ve-blmleri.html' title='Enderun ve Bölümleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-4050087172382405</id><published>2007-06-13T18:55:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T22:22:07.808-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Enderun'un Hazırlık Mektepleri</title><content type='html'>İlk etapta Enderun'a doğrudan öğrenci alınmıştır. Ancak daha sonra Enderun hazırlık mekteplerine ihtiyaç duyulmuştur. Edirne Sarayı, Galata Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı enderuna hazırlık mektebi olarak kullanılmıştır. Enderuna alınan gençlere içoğlan denirdi. Yıldırım Beyazıd zamanında Sarayda içoğlan istihdamı başladı. Burada zeki, akıllı, yetenekli gençlere dersler veriliyordu. Bunlar belirli eğitimi aldıktan sonra Saray ve Saray dışına çeşitli devlet kadrolarına getiriliyorlardı. Enderun'da Türkçe, Matematik, Türk İslam adet ve gelenekleri, dini dersler ve ilmihal dersleri veriliyordu. Daha sonraları ise yeteneklerine göre sınıflara ayrılıyorlardı. (Okçuluk, atıcılık v.s)&lt;br /&gt;XVII y.y ikinci yarısından itibaren Edirne ve İbrahim Paşa Sarayı fonksionunu kaybetti. Ancak Galata Sarayı uzunca bir süre devlet adamı yetiştirilen mektep olma özelliğini sürdürdü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-4050087172382405?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/4050087172382405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=4050087172382405&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4050087172382405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4050087172382405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/enderunun-hazrlk-mektepleri.html' title='Enderun&apos;un Hazırlık Mektepleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-1821417132809235372</id><published>2007-06-13T18:46:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T22:27:34.630-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Şikar Ağaları</title><content type='html'>Birun teşkilatında ağa ünvanıyla hizmet edenlerdendi. Derecelere göre yukardan aşağıya doğru Çakırbaşı, Şahinbaşı, Atmacabaşı diye ayrılırlardı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Görevleri;&lt;/span&gt;  Bunlar sadece istanbul değil İmparatorluğun her yerinde görevliydiler. Askeri zümredendi. Devletten maaş alırlar, dirlik tasarruf ederlerdi. Bu teşkilat Osmanlı toprak sisteminin bir parçasıydı. Orman ve Vahşi hayvanların korunması bunlar tarafından sağlanırdı. Bu teşkilat IV. Mehmed gibi avlanmayı seven Padişahlar zamanında gelişmiş, ava ilgisi olmayanlar zamanında gerilemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-1821417132809235372?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/1821417132809235372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=1821417132809235372&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1821417132809235372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1821417132809235372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/ikar-aalar.html' title='Şikar Ağaları'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2204664866386129508</id><published>2007-06-13T18:38:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T22:28:18.745-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Çavuşbaşı ve Görevleri</title><content type='html'>Birun teşkilatında ağa ünvanıyla hizmet edenlerdendi. Emrindeki çavuşlara Divan-ı Hümayun çavuşları denirdi.Divan toplantılarında ayakta hizmet ederlerdi. Elinde gümüş bir baston olurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Görevleri: &lt;/span&gt;Divan meselesi davası olanlara yol gösterir, duruşmalarda mübaşirlik yapardı. Vali ve Sancak beylerine Padişah ferman ve emirlerini götürürlerdi. Rütbece Kapıcılar Kethüdasının üstündeydi. II Mahmud zamanında kaldırıldı yerine Deavi Nazırlığı kuruldu. Sonra Adalet bakanlığına dönüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2204664866386129508?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2204664866386129508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2204664866386129508&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2204664866386129508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2204664866386129508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/avuba-ve-grevleri.html' title='Çavuşbaşı ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-831049261214095985</id><published>2007-06-13T18:30:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T22:29:44.141-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Kapıcılar Kethüdası ve Görevleri</title><content type='html'>Bab-ı Hümayun ve Babü's Selam denilen I. ve II. hademelerin başıydı.Divan-ı Hümayun toplantılarında ayakta hizmet ederlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Görevleri;&lt;/span&gt; Padişah ile Sadrazam arasında bağlantıyı sağlamak, Siyaseten suçluları cezalandırmak, Padişah Cuma ve Bayram namazları münasebetiyle dışarı çıktığında halkın dilek,istek ve şikayet kyağıtlarını toplarlardı.Tam adı Bevabbani Dergah-ı Ali dir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-831049261214095985?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/831049261214095985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=831049261214095985&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/831049261214095985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/831049261214095985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/kapclar-kethdas-ve-grevleri.html' title='Kapıcılar Kethüdası ve Görevleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8271880628430348621</id><published>2007-06-13T18:17:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T18:30:16.283-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Ahr Teşkilatı (İstabl-ı Ahire)</title><content type='html'>Saraydaki hayvanların,  yiyecek içecek ve hastalıkların bakımı için örgütlenmiş bir teşkilattır. Bu teşkilatın amiri Mirahur Evveldir.Saray ahırı görevlilerin azil ve tainlerini yapardı. Yardımcısı ise Mirahur Sani dir. Arabacıların bakardı. Seferlerde atların bakımını yapardı.Topkapı sarayın ahırı II avlunun sulundaydı.Ahır görevlileri Bulgar devşirmenlerinden seçilirdi. Salahor denilen görevliler özel günlerde gösteri yaparlardı. Atla ilgilenenlere Saraç denirdi.Katır bakıcılarına Harbende denirdi. İstabl-ı Ahirenin çok değerlieşyaları vardı.Gümüş at takımları, bunların saklandığı yere Raht Hazinesi denirdi. Padişah'ın mühürüyle açılıp kapanırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8271880628430348621?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8271880628430348621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8271880628430348621&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8271880628430348621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8271880628430348621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/ahr-tekilat-istabl-ahire.html' title='Ahr Teşkilatı (İstabl-ı Ahire)'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-3359888871356695576</id><published>2007-06-13T13:02:00.000-07:00</published><updated>2007-07-01T11:36:34.358-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Bostancılar</title><content type='html'>Birun ağalarındandır. Devşirmenlerden de alınırlardı. Ancak Bosnalı müslümanların oğulları da alınmıştır. Topkapı Sarayının bağ-bahçe işleriyle uğraşıyorlardı. Bunlara has bahçe bostancıları denirdi. Topkapı Sarayı dışındaki bahçelerde çalışan bostancılara ''Gilmanani Bostanciyan'' denirdi.Devletten üç ayda bir maaş alırlardı. Bostancıların en büyük amirine Bostancı Başı denirdi.Saltanat kayığının dümenini tutardı, Boğaziçi, Haliç, Adalar'ın güvenliğinden sorumluydu.Bostancı Başının elinde ''Bostancı Başı'' defteri vardı. Bu defterlerde İstanbul kıyılarında bulunan yalılar'ın kimlere ait olduğunu kayıtlıydı. Asli görevlerinden biri ise saray muhafızlığıdır. II. Mahmud tarafından kaldırıldı, askeri görevlere tain edilmişler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-3359888871356695576?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/3359888871356695576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=3359888871356695576&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3359888871356695576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/3359888871356695576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/bostanclar.html' title='Bostancılar'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2253302268969319937</id><published>2007-06-13T12:39:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T12:53:28.165-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Baltacılar</title><content type='html'>Birun ağalarından olan Baltacıların bir diğer adı, teberdardı.II. Murad zamanında kuruldu. Kuruluş gerekçesi, Askerin geçeceği ormanlık arazide yol açmaktı. Sonra saraya alındılar. Padişah otağını kurup kaldırma yada başka yere nakletme de baltacıların göreviydi. Eski Sarayda çalışan baltacılar ile Topkapı Sarayında çalışan baltacılar birbirinden ayrılmıştı. Topkapı Sarayında çalışan baltacılara zülüflü baltacılar denirdi. Baltacılar eğitim de görürdü. Eski Saraydakiler Beyazıt Camiinde, Topkapı Saraydakiler Ayasofya Camiinde eğitim görürlerdi. Baltacıların diğer görevleri, Saray'da vuku bulan ölümlerde cenazeleri taşımak, odun taşımak, harem yangınlarını söndürmek ve Camii temizliği yapmaktı. Padişah sefere çıkınca bazı baltacılar da onunla gider ve orada Sancağı Şerif altında dua eder ve kuran okurlardı. Baltacılar devşirme kökenliydi ve acemi ocağından alınırlardı. Belli bir süre sonra dış hizmete verilirlerdi. Kapı kulu süvarisi, Müteferika gibi hizmetlere verilirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2253302268969319937?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2253302268969319937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2253302268969319937&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2253302268969319937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2253302268969319937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/baltaclar.html' title='Baltacılar'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-7792275513127154397</id><published>2007-06-03T04:43:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T22:31:00.414-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Birun'un İlmiye Mensupları</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Padişah Hocaları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Padişahları, şehzadelik zamanında kendisine ders gösteren hocalarını, Padişah olduktan sonra hünkar hocalığına tain ederdi. Padişah hocaları şeyhül islama denktir. En meşhurları Fatih'in hocaları ,Molla Gürani, Molla Hüsref v.s&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Hekimler Hekimbaşılar ve Cerrahlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bunların amirleri hekimbaşıydı. Azil ve tayinlerine o bakardı. Devletten maaş alırlardı. Devşirmelerin ve şehzadelerin sünneti hekimbaşı kontrolunde yapılırdı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Münnecimbaşılar &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Padişaha her yıl takvim hazırlayıp önemli olaylar için eşref saati ederlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Hünkar İmamları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Padişaha namaz kıldırırlar.Kimisi şeyhülislamlığa yükselmiştir. Bir de saray müezzinleri vardı. Ezan ve mevlid okurlardı(Dede Efendi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-7792275513127154397?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/7792275513127154397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=7792275513127154397&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7792275513127154397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/7792275513127154397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/birunun-ilmiye-mensuplar.html' title='Birun&apos;un İlmiye Mensupları'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-5600737310037548822</id><published>2007-06-03T04:33:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T11:11:59.906-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Topkapı Sarayı'nın Bölümleri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Birun&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sarayın I.ve II. avluları birundur. Birun görevlileri sarayın özellikle II.avlusunda bulunurlar. Bu görevlere tayinler sadrazam tarafından yapılırdı. İlmiyeye ve askeriyeye mensup bu görevliler emin, ağa ve efendi ünvanları ile hizmet ederlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6633ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Enderun &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sarayın III. kapısında (Babü's saade) girilen yerdir..Burada çeşitli mektepler ile mektep odaları ve koğuşları vardı.Pençik(daha sonra devşirme) kanunu ile toplanan çocuklar enderuna alınırlar ve burada eğitim görürlerdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Harem&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Savaşlarda esir edilen kadınlardan saraya laik olanların eğitim gördüğü, yetiştirdiği kurumdur. Harem sadece saraya mahsus değildi. Eskiden konakların da haremlik-selamlık denilen odaları vardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-5600737310037548822?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/5600737310037548822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=5600737310037548822&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5600737310037548822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5600737310037548822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/topkap-saraynn-blmleri.html' title='Topkapı Sarayı&apos;nın Bölümleri'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-4909412720359265945</id><published>2007-06-03T04:20:00.000-07:00</published><updated>2007-06-13T23:45:06.699-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Teşkilat Tarihi'/><title type='text'>Osmanlı Padişahının Yetki ve Sorumluluğu</title><content type='html'>&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/0/0d/Muhafiz.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/0/0d/Muhafiz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Baş Çuhadar,&lt;/span&gt; Padişahın atının sağ tarafında yürüyen muhafıza denir. &lt;div&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Silahtarağa,&lt;/span&gt; Padişahın Silahlarını muhafaza edip taşıyan kişidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Peyk,&lt;/span&gt; Padişahın Seyahatlerinde önde giden yaya habercidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Solak,&lt;/span&gt; Padişahın Seyahatlerinde Merasim kıtası Eri'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişahların da uymak oluğubirtakım kurallar vardı.Şer-i şerife ve geleneğe haykırı hareket edemezlerdi.İslam ahlakına aykırı hareket ederse Şeyhülislam tarafından tahtan indirilirdi.Devleti Divan-ı Hümayün idare ederdi.Burada alınan karar Padişah tarafından onaylanırdı.İstanbul'un fethine kadar Divana Padişah başkanlık etti.Sonra kafes arkasına geçti.Padişahın her hükmü örfi alanda kanun anlamındaydı.Örfi kanunların da islam hukukuna aykırı olmaması gerekirdi.Padişah'ın halkla ilişkileri ilk zamanlar iç içeydi(Osman,Orhan,I Murad).Fatih'ten itibaren halkla temas azaldı.Tebdil-i kıyafet gezerler,halkın sorunlarını yerinde görürlerdi.Bunların yanı sıra Cuma selamlıkları ve Bayram namazlarında halkın dilekçeleri kabul edilirdi.Padişah'ın tahta çıktığında cülüs töreni yapılırdı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-4909412720359265945?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/4909412720359265945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=4909412720359265945&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4909412720359265945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4909412720359265945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/06/osmanl-padiahnn-yetki-ve-sorumluluu.html' title='Osmanlı Padişahının Yetki ve Sorumluluğu'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8422396900877275152</id><published>2007-05-21T12:59:00.000-07:00</published><updated>2007-05-21T13:02:39.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Kültür'/><title type='text'>Osmanlı Devletinde Belediye Teşkilatı</title><content type='html'>Günümüzde şikayetçi olduğumuz kurumların başında belediyeler gelir. Çöp toplamadan tutunda, su, yol, gaz, nikah, alım-satım vergisi ve hatta elektrik (ayrı bir kurum sorumlu) işlemlerine kadar belediye ile içli-dışlıyız. Çağdaş belediyecilikte hala vatandaşın belediyeye, belediyenin vatandaşa sorumluluğu nerede başlayıp nerede bittiği bir bütün olarak bilinmezken, ecdadımız Osmanlı bu meseleye halletmiş. 623 yıllık devlet yönetiminde uygulamış. Hatta Osmanlı'nın öncesinde kurulan Selçuklu Devleti'nde de belediye kanunları uygulanmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte ecdadımızdan bize miras kalan kültür ve medeniyet; Türk tarihinin 622 yıllık kesitini oluşturan ve içinde hem güller ve hem de dikenler bulunabilen, vazgeçemeyeceğimiz bir tarih bahçesidir. Bu bahçede elbette ki Fâtihler, Ebüssuudlar, Kanuniler ve Ahmed Cevdet Paşalar gibi güller de açmış; devletin duraklamasına ve hatta yıkılmasına sebep olan ve bütün feryatlara rağmen bağrına saplanmış dikenler de vardır. Bu tarihi değerleri Osmanlı arşivleri ışığında ortaya çıkaran Osmanlı Araştırmalar Vakfı Başkanı ve Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Ahmet Akgündüz; 8 yıllık bir emeğin sonucunda "Osmanlı Devleti'nde Belediye Teşkilâtı ve Belediye Kanunları" isimli kitabının tanıtımı vakfın İstanbul'daki merkezinde gerçekleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın takdim yazısı Doç.Dr.Said Öztürk'e ait. Ahmet Akgündüz, çalışkan ve velut bir bilim insanı. Bu zamana kadar Osmanlı ile ilgili çok önemli kitaplara imza attı. Bunların başında Osmanlı Kanunnameleri ve Bilinmeyen Osmanlı (Doç.Dr.Said Öztürk ile birlikte), Belgeler konuşuyor isimli eserleri ile göz doldurdu. Akgündüz bir noktanın özellikle altını çiziyor; "Bu zamana kadar bildiğimizin aksine, bizde belediye geleneği, 1855'te başlayan Şehremâneti ile veya 1857'de kurulan Altıncı Belediye Dâiresi ile değil, Osman Bey'in ilk muhtesibi yani Allah'ın kullarının huzuru ve refâhı için elinden geleni yapan ve Allah için çalışan belediye başkanını tayiniyle başlar. Yani bizim 500 yıl tatbik edilmiş belediye teşkilâtı gibi bir geleneğimiz vardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Hukuk Tarihi Profesörü Akgündüz'ün araştırmasına göre dünyada ilk defa belediyeciliği uygulayan devlet Osmanlı. Dünyanın ilk belediye kanunu, ilk hayvan haklarıyla ilgili düzenleme ve tüketici haklarıyla ilgili ilk metin 1502'li yıllarda Osmanlı hukukçuları tarafından hazırlanmış ve asırlarca başarılı bir şekilde kullanılmış. İşte bilmediğimiz medeniyet hazinelerimizden birinin de belediyecilik ve belediye kanunları ile ilgili olduğunu, 600 sayfayı aşan ve sahasında uzman olan bir akademisyen tarafından kaleme alınan bu eser gözler önüne sermektedir. Eserde klasik döneme ait yaklaşık 100 küsur kanuna yer verilmiş. Bir zamanlar, Bağdad, Semendire, Bosna, Basra, Şam ve Kahire'nin belediye kanunlarının ecdadımız olan Osmanlı hukûkçuları tarafından hazırlanmış olması da, insanı tarihe çeken câzibelerden biri olmaktadır. Eserdeki kanun hükümleri incelenince, muhtesib tabir edilen belediye başkanının sadece insan hakları ve şehir ahalisinin mutluluğu için değil, hayvan haklarından da sorumlu olduğunu, 1502 tarihli İstanbul İhtisâb Kanunnâmesindeki şu hükümlerden anlıyoruz: "58. Ve ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler. Ve at, katır, eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük vurmayalar; zira dilsiz canavardır. Her hangisinde eksik bulunursa, sâhibine tamam ettireler. Bu kurallara uymayanın gereği gibi hakkından gele. Ve hamallar ağır yük vurmayalar, örf ve âdet ne ise o kadar yük vuralar." Kitabın muhtevasıyla ilgili tanıtıcı bilgileri eserin yazardan dinleyelim:"Osmanlı Belediye Teşkilâtı ve Belediye Kanunları adını verdiğimiz bu eser, iki kitaptan ve kitaplar da kendi içinde değişik bölümlerden meydana gelmiştir.: Birinci Kitap: Kitaba orijinalitesini kazandıran klasik dönem yani 1299 kuruluş yılından 1855'de şehremâneti adıyla batılı anlamda belediyeciliğin başladığı tarihe kadar olan devrenin, bir diğer ifadeyle 556 yıllık Osmanlı Tarihinin belediye teşkilâtı ve kanunlarına ayrılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuz Bölüm'den meydana gelen I. Kitap'ın Birinci Bölüm'ünde, tamamen bu kanunların hükümlerinden hareket ederek, klasik dönem Osmanlı Belediye Teşkilâtı anlatılmıştır. İkinci Kitap: Tanzimat'tan sonraki dönemde yani 1855'de Şehremâneti Teşkilâtı kurulduktan sonraki tarih dilimi içinde, özellikle Fransız belediye teşkilâtı ve belediye kanunları taklit edilerek uygulanan yeni belediyecilik incelenmiş ve irdelenmiştir. Bu eseri, kütüphanesinde bulunduran belediyeci veya araştırmacı, 623 yıllık Osmanlı Belediye Teşkilâtını öğrendiği gibi, bu yıllar için de uygulanan kanunları da her zaman yanında bulundurmuş olacaktır." Eserde altının çizilmesi gereken en önemli noktalardan biride; Osmanlı Devleti'nin İstanbul'a göçü önlemek için 10 maddelik bir kanun maddesi dikkat çekiyor. Akgündüz, Osmanlı döneminde ticaret yapmayan ya da işi olmayan kimselerin İstanbul'a sokulmadığını belirtiyor. Profesör Akgündüz, "Osmanlı'nın metodu günümüz şartlarına göre uygulansaydı, İstanbul'da mekanlar talan edilmez ve tarihi doku tahrip edilmezdi.." diyor. Böylesine güzel eserden dolayı Prof.Dr.Ahmet Akgündüz'ü tebrik ediyorum. Eser Osmanlı Araştırmaları Vakfı (www.osmanli.org.tr, 0212 5134033) tarafından neşredildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;gazete@ortadoğugazetesi.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8422396900877275152?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8422396900877275152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8422396900877275152&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8422396900877275152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8422396900877275152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/osmanl-devletinde-belediye-tekilat.html' title='Osmanlı Devletinde Belediye Teşkilatı'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-1600081337811004531</id><published>2007-05-16T08:53:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T17:51:05.673-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Rumeli Hisarı</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/kitaplar/turkey2005/content/turkey/images/032-1.gif"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/kitaplar/turkey2005/content/turkey/images/032-1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Fatih Sultan Mehmed döneminde inşa edilmiştir. İstanbul Boğazı Rumeli yakasında, Anadolu Hisarının karşısına fetih öncesi şehre giriş çıkışların konotrolü amacıyla yapılmıştır. Dönemin top teknolojisine uygun olarak tasarlanmıştır. Boğazın en dar yerinde bulunmaktadır. 1452 yılında inşasına başlanmıştır ve dört ay içinde tamamlanmıştır. Osmanlı dönemi boyunca hapisane olarak kullanılmıştır.Halil Paşa, Saruca Paşa, Zağnos Paşa adlarını taşıyan, biri onikigen diğerleri silindirik üç büyük kulenin beş veya üç metre kalınlığında surlarla birbirine bağlanmasıyla oluşturulmuştur. Ayrıca beden duvarlarına bitşik küçük kuleler de vardır Büyük kuleler ortaçağ askeri mimarisinin en heybetli kulelerinden sayılır. Zağanos Paşa Kulesi'nde ve güneydoğu burcunda olmak üzere iki kitabesi vardır. İçlerindeki ahşap katlardan yalnızca Saruca Paşa Kulesi'ninkiler günümüze gelmiştir. Dağ Kapısı, Dizdar Kapısı, Hisarpeçe Kapısı ve Sel Kapısı hisarın kapı adlarıdır. Güneydoğu burcu hariç bütün kuleler kurşun kaplı külahlarla örtülü idi. Hisarın avlusunda Sultan 2. Mehmed (Fatih) tarafından yaptırılan ve bugün yalnızca minare gövdesi görülebilen bir cami vardı.Fetihten sonra hisarın askeri önemi azaldığı için mahalleler oluşmuştur. Hapishane muhafızlarının oturduğu evlerin yerine daha sonra aynı mimari geleneği sürdürerek yapılan ahşap evler 1953'te istimlak edilerek kaldırılmış, yerlerine açık hava tiyatrosu ve ek tesisler yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_____________________________&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Oktay Aslanapa; "Osmanlı Devri Mimarisi", s.537, İstanbul 1986.&lt;br /&gt;Oktay Aslanapa; " Türk Sanatı" ,s.301-302, İstanbul 1997.&lt;br /&gt;Semavi Eyice; "Rumeli Hisarı", Dünden Bugüneİstanbul Ansiklopedisi, c.6, s.355-357, İstanbul 1993.&lt;br /&gt;Cahide Tamer; "Belgelerle ve Anılarla Rumelihisarı Restorasyonu", İstanbul 2001.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-1600081337811004531?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/1600081337811004531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=1600081337811004531&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1600081337811004531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/1600081337811004531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/rumeli-hisar.html' title='Rumeli Hisarı'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2222236853162886836</id><published>2007-05-10T00:52:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T17:51:36.479-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>BULGARİSTAN TÜRKLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.atilimfuar.com/image/Nevski.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.atilimfuar.com/image/Nevski.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bulgaristan'da Türkleri'nin menşei çok eskilere dayanmaktadır. 6 ve 7 nci y.y.'larda Tuna Bulgarları, 10 ve 12 y.y.' larda Karadeniz'in kuzeyinden gelen Kuman, Peçenek ve Uzlar bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bu boyların büyük bir kısmı Slavlaşmış ise de önemli bir kısmı Türklüklerini muhafaza etmişlerdir. 1371 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeye gelmesiyle Anadolu'dan Türkler yerleştirilmeye başlamışlar.&lt;br /&gt;Ancak Osmanlı İparatorluğu zayıflamaya başlamıştı. Balkanlarda Avrupa oyunu oynanıyordu.1877-78 yıllarında Osmanlı Rus harbi(savaşı) olmuştu. Türklere soykırım yapıldı. 350 bin Türk öldürüldü. 800 bin Türk Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır.Berlin anlaşmasıyla Bulgaristan prensliği kurulmuştur.&lt;br /&gt;1908 yılında Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmişti. Türkler zor günler geçiriyordu.Türklere; Pomak, Torbeş, Çingene, Müslüman Bulgarlar diye ayrıma politikasına maruz kalmışlardır. Günümüze kadar 5 defa büyük göç yaşanmış. 900 000'den fazla soydaşımız Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştı. Günümüzde Rodop dağları, Pirin, Vardar, Filibe, Kırcaeli, Eğrider gibi bölgelerde Türkler çoğunluk durumundadır. Bulgaristan'da 3 milyon Türk yaşamaktadır bu demektir ki; nüfüsün %30'u Türktür.&lt;br /&gt;Komunizm döneminde topraklarını ve eğitim olanakları ellerinden alınan Türkler fakirleştirilerek alt tabaka haline getirilmişlerdir. Komunizmin yıkılmasından sonra toparlanan ve kendi siyasi organizasyonlarını kuran Türkler,siyasi,sosyal ve ekonomik alanlarda seslerini duyurmaya başlamışlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2222236853162886836?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2222236853162886836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2222236853162886836&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2222236853162886836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2222236853162886836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/bulgaristan-trkleri.html' title='BULGARİSTAN TÜRKLERİ'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8273371185203767557</id><published>2007-05-06T01:31:00.000-07:00</published><updated>2007-05-07T10:58:13.102-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>BATI TRAKYA TÜRKLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://trakya.ihh.org.tr/images/hpim2860.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://trakya.ihh.org.tr/images/hpim2860.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;MÖ VI ve MS III.cü yüzyıllar arasında Pers, Makedon, Roma ve Bizanslıların hakimiyetine giren Trakya'ya Türkler ilk defa 1263 yılında Selçuklu İmparatorluğu ile ayak basmıştır. Bunu 17 kez boğaz geçişi takip etmiş ve 1354 yılında bir daha dönülmemek üzere Trakya'ya geçilmiştir.&lt;br /&gt;1371 yılında Gümülcine, 1373 yılında İskeçe, 1430 yılında Selanik alınarak Anadolu'dan seçme, güvenilir ve savaşcı Türk aileleri bölgeye yerleştirilmişler. Bu aileler arasında 1830'larda Makedonya'dan ve Vodina'dan göç eden, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün soyu da bulunmaktadır. 1460'da Mora'nın fethi ile bugünkü Yunanistan tümüyle Türkler'in hakimiyeti altına girmiştir.&lt;br /&gt;1699 Karlofça anlaşması sonucu Ruslar tarafından desteklenen ve kışkırtılan Rumlar ilk defa Morada isyan etmişler. Batılı devletlerin yardımı ile Batı Trakya'yı (Lozan antlaşması ile) ele geçirmişler. Lozan anlaşmasından sonra Batı Trakya hariç diğer bölgelerde yaşayan Türkler Anadoluya gelmişlerdir.&lt;br /&gt;Günümüzde nüfusu 350-400 bin dir. Ancak 200 bin gösterilmektedir. Bunun nedeni ise Türk Yunan mezalimi olmuştur. Yunanistan'ın Türkler üzerinde uyguladığı milli kimliklerini kaybettirecek eğitim ve asimilasyon politikaları ile Türkleri zayıf bırakmaya çalışmaktadır. Bütün bunlara rağmen Batı Trakya Türkleri kimlik ve kültürlerini korumaya devam etmektedirler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8273371185203767557?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8273371185203767557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8273371185203767557&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8273371185203767557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8273371185203767557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/bati-trakya-trkleri.html' title='BATI TRAKYA TÜRKLERİ'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-4233015468736317062</id><published>2007-05-06T01:11:00.000-07:00</published><updated>2007-05-07T11:05:29.431-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>ROMANYA TÜRKLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://img523.imageshack.us/img523/4136/imperiaflex0100jg.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://img523.imageshack.us/img523/4136/imperiaflex0100jg.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Romanya coğrafyasında Türkler çok eskilere dayanmaktadır. Kıpçaklar, Peçenekler, Uzlar gibi Türk boyları Karadenizin kuzeyinden gelerek Romanya'ya yerleşmişlerdir.&lt;br /&gt;13 14 y.y Altın Ordu ve sonraki yıllarda Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmiştir. 500 yıla yakın süren Osmanlı hakimiyet dönemi 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucu yapılan Berlin anlaşması ile bitmiştir. Türkler de Anavatandan kopmuşlardır. Bugün Türklerin sayısı 95 bin olup çoğunluk Dobruca bölgesinde yaşamaktadır.&lt;br /&gt;Bugün Romanya'da Türk ve Tatar diye ikiye ayrılmış olan Türk toplumu tek bir federasyon haline birleştirme çabaları sonuç vermeye başlamıştır.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-4233015468736317062?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/4233015468736317062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=4233015468736317062&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4233015468736317062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/4233015468736317062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/romanya-trkleri.html' title='ROMANYA TÜRKLERİ'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-5112843681644148851</id><published>2007-05-05T07:02:00.000-07:00</published><updated>2007-05-07T11:13:02.611-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>SANCAK TÜRKLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.tayproject.org/imjpg/haber6/TarihiYapilar/r1.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.tayproject.org/imjpg/haber6/TarihiYapilar/r1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kuzeyde Bosna Hersek, doğuda Sırbistan, güneyinde Kosova, batısında Karadağ ile sınırlanmaktadır. 8687 metre karelik bir vilayet olan Sancak, 15 y.y Osmanlının hakimiyetine girmiştir.&lt;br /&gt;19 y.y'da Rusya'nın detseğiyle Sırbistan ve Karadağ'ın soykırımına uğramışlardır. Sancak Türklerini Türkiye'ye göç etmeye zorlamışlardır.&lt;br /&gt;1980 yılında Yosif Bros Tito'nun ölümüyle dağılma sürecine giren Yugoslavya, 1991 yılında parçalanınca Sancak vilayetinde Türk kıyımı yine başlamıştır. Bugün 350 bin müslüman ahali yaşamaktadır. Günümüzde halen Sancak Türk-Osmanlı karakterini yansıtmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-5112843681644148851?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/5112843681644148851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=5112843681644148851&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5112843681644148851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5112843681644148851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/sancak-trkleri.html' title='SANCAK TÜRKLERİ'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-5888797779316130612</id><published>2007-05-05T03:00:00.000-07:00</published><updated>2007-05-07T10:55:41.355-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>MAKEDONYA TÜRKLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/Rj9oBQagnPI/AAAAAAAAACU/N9QTua_D7zs/s1600-h/9ba54a211f5142e7ab59b7413482f5dd_prefRes.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5061878876983041266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/Rj9oBQagnPI/AAAAAAAAACU/N9QTua_D7zs/s400/9ba54a211f5142e7ab59b7413482f5dd_prefRes.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.thy.com/tr-TR/skylife/archive/sky_img/2003_04_res/makedonya/makedonya2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;MS. IV. yüzyılda Türk boylarından Hun, Avar, Bulgar, Oğuz, Peçenek ve Kumanlar'ın bölgeye gelmesi ile başlayan Türk yerleşimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeyi fethetmesi ile Türkleşmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;Fethedilen topraklara Batı ve Kuzey Anadolu'dan getirilen Türkler yerleştirilerek Türk köy ve kasabaları kurulmuştur. Bugün Makedonya'da yaşayan türkler bunların torunlarıdır. 1912 yılına kadar çoğunluğu teşkil eden Türkler, yıldırma politikasına marus kalmışlardır. Hak ve özgürlükleri ellerinden alınmış, göçe zorlanmışlardır. Bu göçler sonucu azınlık durumuna düşmüşlerdir.&lt;br /&gt;Bugun ise 100 binden fazla Türk yaşamaktadır.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Dedesi Kızıl Hafız Ahmed'in Anadolu'dan gelen soyu, Makedonya'nın Debre şehrine bağlı olan ''Kocacık'' köyüne yerleşmiştir. Bugün ise Kızıl Oğuz(kolacık) yörükleri ile meşkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------&lt;br /&gt;Yrd. Doç. Dr. Ali GÜLER&lt;br /&gt;Yrd. Doç. Dr. Suat AKGÜL&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-5888797779316130612?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/5888797779316130612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=5888797779316130612&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5888797779316130612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/5888797779316130612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/makedonya-trkleri.html' title='MAKEDONYA TÜRKLERİ'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/Rj9oBQagnPI/AAAAAAAAACU/N9QTua_D7zs/s72-c/9ba54a211f5142e7ab59b7413482f5dd_prefRes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-6147640389118081600</id><published>2007-05-05T02:07:00.000-07:00</published><updated>2007-05-07T11:13:42.317-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkanlar Tarihi'/><title type='text'>BALKAN TÜRKLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.dubrovnik-area.com/excursions/images/excursions/large/mostar.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.dubrovnik-area.com/excursions/images/excursions/large/mostar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkler' in Balkanlara yerleşmesi çok eski tarihlere dayanmaktadır. Türkler Balkanlar'a iki ayrı koldan gekmişlerdir. Birincisi Hazar Denizi-Karadeniz kuzeyinden, ikincisi ise güneyden Anadolu üzerindendir.&lt;br /&gt;Balkanlar'a gelen ilk Türk kavimleri MS 300 yıllardan itibaren Karadeniz'in kuzeyinden geçerek bölgeye yerleşmişlerdir. Bunlar Oğur, Bulgar, Peçenek, Avar, Sabar, Oğuz, Kuman'lar gibi Türk boylarıdır. Ancak bu Türk kavimlerinin büyük bir çoğunluğu hristiyanlığı kabul ederek Slavlaşmışlardır. Tarihçiler bunlara ''Kayıp Türk Kavimleri'' olarak adlandırmışlardır. Slav ve Bizanslılar'ın ideolojik baskıları nedeni ile kimliklerini kaybetmişlerdir.&lt;br /&gt;Balkanlar'a giren ikinci Türk kuşağı ise Anadolu üzerinden olmuştur. Orta Asya'dan gelip Anadolu'ya yerleşen Türkler, Osmanlı beyliği zamanında Çanakale boğazını geçerek Balkanlar'a ayak basmış, 1526 yılında kazanılan Mohaç Zaferi ile Balkanlar'da kesin Türk egemenliği dönemi başlamıştır. Anadolu'dan seçme aileler Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Eski yugoslavya ve Romanya'ya yerleştirilmiştir.&lt;br /&gt;19 y.y Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamaya başlaması, 1878 yılında Berlin Anlaşması ile Sırbistan, Romanya ve Karadağ'ın bağımsızlığının kabulu, 1909 yılında yapılan Peterzburg anlaşması ile Bulgaristan'ın bağımsızlığı, 1912 Balkan Savaşı esnasında Arnavutluğun bağımsızlığını kazanması soncu Balkanlar Türk hakimiyetinden çıkmıştır.&lt;br /&gt;1830 yıllarından sonra Türk şehirleri yakılıp yıkılmış, Türk mal varlığı yağmalanmış, Anadoluya akın akın göç başlamıştır. Bütün bunlar sonucu Türkler Balkanlar'da kimliklerini muhafaza etmeye çalışan azınlık haline düşmüştür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-6147640389118081600?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/6147640389118081600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=6147640389118081600&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6147640389118081600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6147640389118081600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/balkan-trkleri.html' title='BALKAN TÜRKLERİ'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-6274181954856450295</id><published>2007-05-03T10:35:00.000-07:00</published><updated>2007-05-07T10:24:43.562-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Medeniyetler Şehri İstanbul'un Fethi</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.saipem.eni.it/BlueStream/images/photo/istanbul_02.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.saipem.eni.it/BlueStream/images/photo/istanbul_02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt; &lt;/span&gt;II. Murad'ın ölümünden sonra II.Mehmed hükümdar oldu. II Murad döneminde, Devletin resmi kayıtları Türkçe tutulmuştur. Yerine geçen II.Mehmed çağın bilginleri, alim ve hocaları tarafından çok iyi eğitilmiş bir şehzadeydi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Fethi Hazırlayan Sebepler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bizans Devleti, Rumeli ve Anadolu arasında bir engeldi. İstanbul'un stratejik bir önemi vardı.Bizans, Türk beyliklerini Osmanlı aleyhine kışkırtıyor, devleti karışıklıklara sürüklüyordu. İstanbul, üç kıtayı birbirine bağlayan deniz ve kara yollarının kesiştiği tek merkezdi. Dünya ticaretine hakim olmak için de devrin en büyük limanı olan bu şehrin fethi şarttı.&lt;br /&gt;Hz. Muhammed'in İstanbul'u fethedecek kumandanı ve ordusunu övdüğü ve kutladığı konusunda hadis de vardı.&lt;br /&gt;Bizans Roma imparatorluğunun manevi mirasçısıydı. Bu bakımdan İstanbul'u fetheden devlete, Batı'nın bakışı da farklı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Bizans'ta Durum&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İmparator IX. Konstantin Dragenes savunma tedbirlerini artırdı. Yıkık surları ve kaleleri tamir etti. Donanmayı Haliç'e çektirip girişi zincirle kapatırdı. Hristiyan ülkelerinden yardım istedi ancak Cenevizlilerden başka bu isteği kimse kabul etmedi.&lt;br /&gt;Bizansta mezhep ve din problemleri vardı. Bizans'ta çoğunluk olan Ortodoks halkı Katoliklerden nefret ediyordu. Halk ile bazı devlet adamları kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ediyordu. Çünkü IV. Haçlı seferleri sırasında Latinler İstanbul'u yağmalamıştı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;İstanbul'un Fethi                                                                                                                                        &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;23 Mart 1453'te Edirne'den hareket etti. 5 Nisan 1453'te karadan ve denizden kuşatmayı başlattı. Sultan boş yere kan dökülmesin diyerek şehrin teslimini istedi. İmparator bu teklifi red etti. 6 Nisan sabahı savaş başladı. Papalıktan gelen yardım gemilerinin Haliç'e girmesi Sultan'ı kızdırdı. Çünkü Haliç'in ağzı zincirle kapatılmıştı. Buradan Osmanlı gemileri geçemiyordu. 22 Nisan 80 Osmanlı hafif gemisini bir gecede Tophane-Tepebaşı yoluyla Haliçe indirtti. Sabahleyin Bizanlılar bu manzarayı gördüklerinde şaşırdılar. Çünkü karadan kızaklarla kaydırarak gerçekleştirilen bu hareket, o güne kadar ne görülmüş ne de düşünülmüştü.&lt;br /&gt;Sultan, 29 Mayıs 1453'te sabah namazından sonra kesin hücüm emri verdi. Topkapı surlarının üzerinde Ulubatlı Hasan öncülüğündeki birlik, Türk bayrağını dikti. İstanbul fethedilmişti. Cana kıyılmadı ve yıkım yapılmadı.&lt;br /&gt;Sultan II.Mehmed, hocası Akşemseddin'in arkasında şehre girdi. Bizanslılar, bu manzara ve genç hükümdar kaşısında çok şaşırdılar. Sultan doğruca Ayasofya'ya gitti. Burayı fetih hakkı olarak camiye çevirdi. Bundan sonra Sultan Mehmed, fetheden anlamında Fatih ünvanıyla anılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Fethin Önemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türkiye birliği kesin olarak sağlandı. Anadolu ve Rumeli tabii merkezinde birleşti. Fatih; Türkler için büyük bir Hakan, Avrupalılar için Doğu Roma imparatoru oldu.&lt;br /&gt;Ticari ve stratejik önemi bulunan boğazların tek hakimi oldular.&lt;br /&gt;Ortodoks klisesinin başı olan patrik, dini konularda tamamen serbest bırakıldı.&lt;br /&gt;Ermeni klisesi Hürriyetine kavuştu.Kısaca Orta Çağ'ın kapandığını ve yni bir çağın başladığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-6274181954856450295?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/6274181954856450295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=6274181954856450295&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6274181954856450295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6274181954856450295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/medeniyetler-ehri-istanbul.html' title='Medeniyetler Şehri İstanbul&apos;un Fethi'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-8471851202138613523</id><published>2007-05-02T06:51:00.000-07:00</published><updated>2007-05-15T18:56:59.818-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Padişahları'/><title type='text'>Rumeli Fatihi I.Sultan Murad</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.biriz.biz/padisahlar/03.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.biriz.biz/padisahlar/03.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sultan birinci Murad Balkan fatihidir. 1360 senesinde Edirneyi aldı. 1371'de Çirmen zaferinin ardından Sırp prensliği, Bulgar kralı ve Bizans imparatoru Osmanlı'nın hakimiyeti altına girdiler.17 sene sonra Ploçnik adında bir yerde Hristiyanlar, Timurtaş paşaya karşı zafer kazandılar. Türklere karşı kazanılan ilk zaferdi.Bu zafer ise onları cesaretlendimişti.Sırp, Bulgar ve Bosna kralları birleşerek Osmanlıya karşı savaş hazırlıklarına başladılar. Bir sene sonra, 1389 senesinde Kosova savaşı yapıldı. Bu savaş Osmanlı'nın zaferiyle sonuçlanmıştı. Böylece Balkanlar'da Macarlar'dan başka Osmanlıya karşı koyabilecek bir güç kalmamıştı. Sultan Murad zafer için Allaha sükrediyordu. Miloş obiliç müslüm olacağı bahanesiyle Sultan Murad'ın yanına geldi. Bir hançerle Sultana saldıran Miloş, Sultanı kalbinden yaralamıştı. Miloş muafızlar tarafından öldürüldü.Sultan Murad'ın yarası ağırdı, hayattan umudu kesilmişti. Sultan Murad'ın ölümünden sonra yerine oğlu Yıldırım Beyazit geçti. Sultan Murad döneminde Osmanlı'lar beylikten, devlete geçtiler. İç organları'nın bulunduğu türbe Kosovada'dır.&lt;br /&gt;__________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr.Erhan AFYONCU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-8471851202138613523?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/8471851202138613523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=8471851202138613523&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8471851202138613523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/8471851202138613523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/rumeli-fatihi-isultan-murad.html' title='Rumeli Fatihi I.Sultan Murad'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-6775128561356012681</id><published>2007-05-01T13:47:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T01:11:34.971-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Aya Sofya</title><content type='html'>&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.rufuseyeclinic.com/images/istanbul/ayasofya.jpg" border="0" /&gt; Dünya'nın sekiz harikalarından biri sayılan Ayasofya,sanat tarihi ve mimarlık dünyası açısından önemlidir. Orjinal adı Hagia Sofia'dır. 4 y.y ikinci yarısında Büyük Konstantin'in oğlu Konstantinus zamanında yapılmış. 404 yılında, bir isyan sırasında yanan ilk yapının yerine daha büyük ölçülerde inşa edilen 2.klise 425 yılında törenle açılmıştı. 532 yılında Hipodromda bir isyan çıkmış. Bu isyan ''Nika'' isyanı diye bilir ve Justinyanus aleyhine gelişen bu isyanda Ayasofya klisesi de yakılmıştı. İsyan bastırıldı. Justinyanus, dünyanın en büyük ibadethanesini yapmaya hazırlanıyordu. 532'de klisenin inşaasına başlandı bu ise beş yıl sürdü. Kubbe inşaatı Roma mimarisi tarafından geliştirilmiş. Bazilika planı da eski devirlerden beri tadbik edilmekte imiş. 1453 İstanbul Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildi. Ayasofya onarıldı ve camiye cevrildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-6775128561356012681?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/6775128561356012681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=6775128561356012681&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6775128561356012681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/6775128561356012681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/kutsal-yer-aya-sofya.html' title='Aya Sofya'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-2107954554567950743</id><published>2007-05-01T12:01:00.000-07:00</published><updated>2008-11-18T08:24:16.358-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Topkapı Sarayı</title><content type='html'>&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.seturmarinas.com/KALAMIS/IMAGES_KALAMIS/istanbul_genel.jpg" border="0" /&gt; Top kapı Sarayı, İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet Han tarafından 1460-1478 yıllarında inşa edilmiştir. Yaklaşık 380 yıl imparatorluğun yönetim yeri ve evi olarak kullanılmıştır. Dünyada günümüze gelebilmiş en eskisi ve genişi topkapı sarayıdır.Atatürk'ün emriyle 1924'den bu yana müze olarak kullanılmaktadır. Saray'da sergilenen müze parşçalarının pek çoğu dünya'da eşi-benzeri olmayan şaheserlerdir. Saray olarak kullanıldığı devirlerdeki, tarihteki diğer saraylara göre oldukça değişiktir. Sultan'ın resmi ikametgahı olmakla beraber, devlet işlerinin merkezi, bakanlar kurulunun toplandığı, devlet hazinesi, derphanesi ve arşivlerin bulunduğu yerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Birinci Avlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sarayın birinci avlusuna Bab-ı Hümayun kapısından girilir. Kapı dışındaki anıt çeşme&lt;br /&gt;XVIII yüzyıl Türk Sanatının en güzel örneklerindendir. Birinci avluda saray fırınları, derphane, muhafız alanı, odun depoları ve aşağıdaki düzlüklerde sebzeler ekiliyormuş. Sarayın ilk yapısı ve Çinili köşk ve Arkeolojik müzeleri burdadır. Girişi takiben solda 6 y.y. Bizans eseri olan Aya İrini Müzesi yer alır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Bab'ı Hümayun-Saltanat Kapısı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kapını üzerinde Ali bin yahya tarafından yazılmış Celi sülüs ile dört satırlık 1478 tarihini veren bir kitabe vardır. Kitabenin altında ve kapının iç tarafında II.Mahmut ve sultan Abdülaziz'e ait tuğralar bulunmaktadır. Bab'ı humayün'ün iki yanında,kapıcılara ayrılmış küçük odalar bulunmaktadır. Kapının üzerinde 1886'da yandığı için günümüze ulaşamayan, Fatih Sultan Mehmed'in kendisi için yaptırmış olduğu küçük bir daire bulunmaktaydı. Üst katın asıl önemi Beytül mal(Kapı Arası Hazinesi)olarak kullanılmış olmasıdır. Padişah'ın ölen kullarının ya da varisiz ölen kişilerin servetinin Sultan hazinesi olan Muhalefet sistemi ile bağlantılı olan bu mekan, Sultan hazinesine alınmayan emtianın yedi sene yedi sene emanete alındığı yer olarak ullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjejmAagnOI/AAAAAAAAACM/HbF6NA7ppxY/s1600-h/ikinciavluvemutfak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059692579715587298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjejmAagnOI/AAAAAAAAACM/HbF6NA7ppxY/s400/ikinciavluvemutfak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;İkinci Avlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Topkapı Sarayı müzesinin ana girişi, ikinci kapı olan Bab-üs-selam orta kapıdır. İkinci avlu devlet ve hükümetin yönetim merkeziymiş. Yanlızca sultanların at bindiği bu havluda, halktan resmi işi olanlar, özel ödeme günlerinde maaşlarını alan yeniçeri temsilcileri, elçi kabulleri ve devlet törenleri yapılırdı. Avlunun sol yanında kabinenin toplandığı yönetim bölümü yer alır. Sarayın tek kulesi de burdadır. Adalet kulesi de denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjejZAagnNI/AAAAAAAAACE/Sovi2qYmQgU/s1600-h/adalet_kulesi1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059692356377287890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjejZAagnNI/AAAAAAAAACE/Sovi2qYmQgU/s400/adalet_kulesi1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Bab-üs-selam-orta kapı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Birinci avluyu ikinci avluya bağlayan kapıdır. Birinci Avluya bakan cephedeki taç kapısının üstünde celi hatla ''Kelime-i Tevhid'', altında II Mahmud'un tuğrası, iki yanında da III Mustafa'nın tuğrası bulunmaktadır. Bu tuğralar'ın altında 1758 tamir kitabeleri yer almaktadır. Kapının iki yanında birer kule yer almaktadır. Bu geçit yerinden yine bir demir kapı ile ikinci avluya girilir. Kapı binasının solunda bir, sağında ise iki oda bulunur orada kapıcılar oturuyorlarmış. Yüksek rütbeli devlet adamlarının tutuklandıkları ve boğularak öldürüldükleri yer olan ''Kara Kap'' buradadır. Girişe göre sağ tarafta Yeniçeri ağası; Sol tarafta ise sipahi ağaları otururlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjeiuwagnMI/AAAAAAAAAB8/2l2YcRa0fgo/s1600-h/babesselam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059691630527814850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjeiuwagnMI/AAAAAAAAAB8/2l2YcRa0fgo/s400/babesselam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-2107954554567950743?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/2107954554567950743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=2107954554567950743&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2107954554567950743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/2107954554567950743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/dnyann-en-eski-saray-topkap-saray.html' title='Topkapı Sarayı'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_er9KSd_iF88/RjejmAagnOI/AAAAAAAAACM/HbF6NA7ppxY/s72-c/ikinciavluvemutfak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1527908555895715626.post-417802389473167266</id><published>2007-05-01T10:51:00.001-07:00</published><updated>2007-06-18T01:13:19.636-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehri İstanbul'/><title type='text'>Kız Kulesi Efsanesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://yakuterwp2.googlepages.com/kizkulesi.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://yakuterwp2.googlepages.com/kizkulesi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kızkulesi Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bir noktada yer alır. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır. Antik çağda başlayan geçmişi ile Yunan'dan Bizans İmparatorluğu'na Bizans'dan Osmanlı İmparatorluğu'na tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir. 2500 yıllık tarihe sahiptir. Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapmıştır. Bizans Döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler adaya getirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit istiklal marşı) okumuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;EFSANELER&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Hero İle Leandros'un Aşkı&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ovidus'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros'un hüzünlü aşkını anlatmaktadır. Hero Afroditin rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan bu iki genc, gece Leandros'un kuleye gelmesiyle aşklarını kutsarlar. Kız kulesi her gece iki gencin yasak aşlarına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek geldiği fırtınalı bir günda Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros,boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendisni Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Prenses'in Ölümü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı 18 yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine Kral denizin ortasında bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, Prenses'in tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabut'da iki tane delik vardır. Yılan'ın ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1527908555895715626-417802389473167266?l=tarihvekultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/feeds/417802389473167266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1527908555895715626&amp;postID=417802389473167266&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/417802389473167266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1527908555895715626/posts/default/417802389473167266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tarihvekultur.blogspot.com/2007/05/kz-kulesi_01.html' title='Kız Kulesi Efsanesi'/><author><name>Semi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16072836319797059879</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
